🥌 Lokman Suresi 12 Ayet Meali

Kuran-ı Kerim’in, 31. suresi olan Lokman Suresi, aynı zamanda Mekki surelerdendir. Bazıları 27. ve 28. ayet-i kerimelerin Medine ’de nazil olduğuna inanmaktadır. Bu surede iki kez geçen “Lokman” ismi, başka hiçbir surede geçmemiştir. Lokman’ın oğluna hikmet, nasihat, öğüt ve tavsiyeleri 8 ayette (12. ayetten 19 ÖmerNasuhi Bilmen: Kâfir olanlara de ki: «Yakında mağlup olacaksınız ve cehenneme sevkolunacaksınızdır. O ne fena bir yataktır?». Tefhim-ul Kuran: Küfredenlere de ki: «Yakında yenilgiye uğratılacaksınız ve toplanıp cehenneme sürüleceksiniz.». Ne kötü yataktır o. 10 ayet: Sonra kötülük yapanların uğradıkları son, Allah'ın ayetlerini yalanlamaları ve alay konusu edinmeleri dolayısıyla çok kötü oldu. 11. ayet: Allah, yaratmayı başlatır, sonra onu iade eder, sonra da siz O'na döndürülürsünüz. 12. ayet: Kıyamet-saatinin kopacağı gün, suçlu-günahkarlar umutsuzca yıkılırlar. 31. LOKMAN SURESİ MEALİ. Bismillahirrahmanirrahim. 1 – Elif, Lâm, Mîm. 2 – Bunlar, o hikmetli kitabın âyetleridir. 3 – O, güzellik ve iyilik yapanlar için bir hidayet ve rahmettir. 4 – Onlar, namazı kılarlar, zekatı verirler, âhirete de kesin olarak inanırlar. 5 – İşte bunlar, Rableri tarafından bir hidayet üzeredirler. 12 Yemin olsun ki biz Lokman’a “Allah’a şükret!” diyerek hikmet (doğru hüküm verme yeteneği) vermiştik. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur. Nankörlük eden de (bilsin ki) şüphesiz ki Allah (gerçek) zengindir, övgüye layıktır. Metin Ayarları. Metin Büyüklüğü. Ayetten Başlanarak Bu Sure Bitirilir.), 30. Rum Suresi – 60 Ayet, 31. Lokman Suresi – 34 Ayet, 32. Talak Suresi – 12 Ayet, 66. Tahrim Suresi – 12 Ayet Okunuşu Meali; Kâria İnnânahnu nuhyil mevtâ ve nektubu mâ kaddemû ve âsârehum ve kulle şey’in ahsaynâhu fî imâmin mubîn (mubînin). Şüphesiz biz, ölüleri mutlaka diriltiriz. Onların yaptıklarını ve bıraktıkları eserlerini yazarız. Biz, her şeyi apaçık bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da) bir bir kaydetmişizdir. Lokman Suresi 12. Ayetinin Meali (Anlamı): Biz Lokmân’a hikmet verdik ve: “Allah’a şükret!” buyurduk. Kim şükrederse kendi iyiliği için şükretmiş olur. Kim de nankörlük ederse bilsin ki Allah kesinlikle hiçbir şeye muhtaç değildir, her türlü hamde, övgüye lâyık olan da O’dur. Lokman Suresi 12. Ayetinin Tefsiri: 31 LOKMAN SÛRESİ 34 Ayet. Kuranı Kerim Meali ››. 031. Lokman Süresi Hakkında " Mekke döneminde inmiştir. 34 âyettir. Sûre, adını 12. ve 13. âyetlerde anılan Hz. Lokmân’dan almıştır. Sûrede başlıca, Hz. Lokmân’ın oğluna öğütleri, tevhid, peygamberlik, öldükten sonra dirilme ve haşr konularına dikkat 0GKMQ. Meallerdeki sıralama bir tercih sıralaması değil alfabetik sıralamadır. Ziyaretçilerimiz takip etmek istedikleri mealleri sol sütundan seçerek ilerleyebilirler. Tercihlerinin hatırlanması için "Tercihimi Hatırla" tıklanmalıdır. Velekad âteynâ lukmâne-lhikmete eni-şkur liAllâhis vemen yeşkur fe-innemâ yeşkuru linefsihis vemen kefera fe-innaAllâhe ġaniyyun hamîdunVe andolsun ki biz, şükret Allah'a diye Lokman'a hikmet verdik ve kim şükrederse faydası kendisinedir ve kim nankörlük ederse artık şüphe yok ki Allah, müstağnidir, hamde layık Eyyub Peygamberin kız kardeşinin, yahut teyzesinin oğlu olduğu, Habeşi bir kul bulunduğu rivâyet edilmiştir. Âyetteki "hikmet" kelimesini p... Devamı.. Andolsun, Biz Lokman’a bedeni ve ruhi hastalıkları tedavi edici özel bir bilgi ve hikmet verdik; her türlü nimet ve faziletin sağlık ve afiyetin sahibi olan “Allah’a şükret!” dedik. Çünkü Kim şükrederse, artık o kendi lehine şükredecektir. Kim de inkâr ve nankörlük ederse, artık şüphesiz Allah Ğaniy hiç kimseye ve hiçbir şeye muhtaç olmayandır, Hamîd’dir hamd yalnızca O’na aittir. Allah’a layıktır.Andolsun biz, Lokman'a isabetli söz söylemek ve iş yapmak hususiyeti, akıl ve derin bilgi verdik ve Allah'a şükret dedik. Çünkü O'na şükreden, kendi iyiliği için şükretmiş olur. Nankörlük etmeyi, yani Allah'tan gelen gerçekleri örtbas etmek suretiyle, yaşamayı tercih eden ise bilsin ki, Allah kesinlikle hiçbir şeye muhtaç değildir ve her zaman eksiksiz övgülere biz Lokman'a ilim, derin anlayış kabiliyeti, hikmet, sağlıklı ve ahlâklı yaşama bilgisi verdik. “Allah'a şükret” dedik. Lütfun değerini bilip şükreden, ancak kendisi için şükretmiş olur. Nankörlük edense, bilsin ki, Allah zengindir, muhtaç değildir, her türlü övgüye, şükre Kur’ân-ı Kerim, 17/ biz Lokman'a "Allah'a şükret" diye hikmeti verdik. Kim şükrederse ancak kendi için şükreder. Kim de nankörlük ederse şüphesiz Allah hiçbir şeye ihtiyacı olmayan, övgüye layık Lukman'a 'Allah'a şükret' diye hikmet verdik. Kim şükrederse, artık o, kendi lehine şükreder. Kim inkâr ederse, artık şüphesiz, Allah, Gani hiç kimseye ve hiç bir şeye muhtaç olmayandır, Hamid hamd yalnızca O'na ait peygamber değil de hikmet sahibi olan Lokmân'a, “Allah'a şükret!” diye ilim ve anlayış verdik. Kim Allah'a ibadet suretiyle şükrederse, ancak kendi nefsi için sevabına şükreder. Kim de nimeti inkâr ederse, şübhe yok ki Allah, onun şükrüne muhtaç değildir, Hamîd'dir= hamd olunmaya Biz, “Allah’a şükret” diye, Lokman’a hikmet ve bilgi verdik. Ve kim şükrederse, o, kendi faydasına şükreder. Kim de nankörlük ederse, muhakkak Allah’ın hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. Bütün mükemmellikler ve övgüler, O’na biz, Lokmân'a “Allah'a şükret” diye hikmet verdik. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur. Nankörlük eden de bilsin ki Allah, hiçbir şeye muhtaç değildir; her türlü övgüye Lokman'a hikmet verdik Allaha şükret!» dedik; şükredenin şükrü, kendisinedir, kim kâfirlik ederse, Allah zengin, Allah öğülmüşAndolsun ki, biz Lokman'a “karşılığında Allah'a şükret” diye hikmet verdik. Kim Allah'ın nimetlerine şükrederse, ancak kendisi için şükretmiş olur. Kim de nankörlük ederse, bilsin ki Allah her bakımdan sınırsız zengindir kimsenin şükrüne ihtiyacı yoktur, övülmeye ’akıl ve hikmet ihsân itdik ve "Allâh’a karşu müteşekkir ol" didik. Çünki "Şükür iden kendi nefsine hayır işlemiş olur, küfür idenler de kendine fenâlık itmiş olur. Allâh ganî ve sâhib-i şân-ı ’ olsun ki, Lokman'a, Allah'a şükretmesi için hikmet verdik. Şükreden kimse ancak kendisi için şükretmiş olur. Nankörlük eden ise, bilsin ki, Allah her şeyden müstağnidir, övülmeğe layık biz Lokmân’a “Allah’a şükret” diye hikmet verdik. Kim şükrederse, ancak kendisi için şükretmiş olur. Kim de nankörlük ederse, bilsin ki Allah her bakımdan sınırsız zengindir, övülmeye biz Lokman'a Allah'a şükret! diyerek hikmet verdik. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur. Nankörlük eden de bilsin ki, Allah hiçbir şeye muhtaç değildir, her türlü övgüye lâyıktır. Soyu hakkındaki rivayetler, Lokman’ın, Eyüp Peygamber ile akraba olduğu yönündedir. İslâm âlimlerinin ekseriyeti, onun peygamber değil, hikmet sahibi... Devamı..Lokman'a bilgelik verdik "ALLAH'a şükretmelisin." Kim şükrederse kendisi için şükreder; kim nankörlük ederse, elbette ALLAH muhtaç değildir, Çok ki biz, Lokman'a "Allah'a şükret!" diye hikmet verdik. Kim şükrederse kendi iyiliğine eder. Kim de nankörlük ederse, şüphesiz ki Allah, hiçbir şeye muhtaç değildir, daima övülmeye hakkı için Lokmana hikmet verdik ki şükret Allaha, diye, ve her kim şükrederse kendi lehine eder, her kim de nankörlük ederse her halde Allah ganiydir, hamîddirAnt olsun ki, “Allah'a şükret.” diye, Lokmân'a hikmet¹ verdik. Kim şükrederse² kendisi için şükreder. Kim de nankörlük ederse bilsin ki Allah kimsenin şükrüne muhtaç değildir. Bütün övgüler O' Hikmet; Sözcük anlamı olarak engel olmak demektir. Kavram olarak; baskı, zulüm, fitne ve fesadı engellemek için konulan yasa, kural ve ilkeler deme... Devamı..Andolsun ki biz Lukman'a, Allaha şükret diye rek, hikmet verdik. Kim şükrederse ancak kendi fâidesi için şükreder. Kim de nankörlük ederse hiç şüphe yok ki Allah ganîdir müstağnidir, her hamde o olsun ki, Lokmân'a “Allah'a şükret!” diye hikmet verdik. Ve kim şükrederse, artık ancak kendisi için şükretmiş olur. Kim de nankörlük ederse, hiç şübhesiz ki Allah, Ganîhiçkimsenin şükrüne muhtaç olmayandır, Hamîd hamd edilmeye yegâne lâyık olan şükretsin diye Lokman’a, insanlara hükmetme bilgisini verdik. Kim şükrederse, kendisi için şükretmiş olur. Kimde gerçekleri inkâr ederse, bilsin ki Allah sınırsız bir zenginliğe sahip olup ihtiyaçsız ve övülmeye layık biz Lokman’a doğrunu düşüncesini verdik, Allah’a şükretsin diye. Herkim şükredecek olursa ancak kendi yararına şükretmiş olur. Herkim de tanımazlık edecek olursa bilsin ki Allah kendi kendine yeticidir, övülücüdür.* Biz Lokman/a Allah/a şükret diye hikmet verdik, her kim şükrederse özü için şükreder. Her kim nankörlük ederse zararı yine kendisinedir. Çünkü Allah ihtiyaçtan vârestedir, övülmüştür [¹].[1] Veya her nevi hamd-ü senaya Biz, Lokman’a³ hikmet verdik ve dedik ki “Allah’a şükret! Kim şükrederse, ancak kendisi için şükretmiş olur. Kim de nankörlük ederse, muhakkak ki Allah, Ganîy’dir, Hamîd’dir.”3 Lokmân İslam dünyasında, efsanevi bir bilge ve bir tıp dehasıdır. Kur’an’da ancak hakîm, yani hikmet sahibi bir bilgin, bir filozof olarak bahsedil... Devamı..Şüphesiz biz Lokman'a “Allah'a şükret” diye hikmet verdik. Kim şükrederse artık o, kendi nefsi lehine şükreder. Kim de nankörlüğe saparsa şüphesiz Allah, hiçbir şeye muhtaç değildir, daima övülmeye şu ki, Biz Lokman’a derin bir ilim ve hikmet bahşederek, ona şöyle vahyetmiştik “Ey Lokman, Allah’a tüm varlığınla şükret! Allah’ın verdiği bütün nimetleri sadece O’na kullukta kullan. Her kim O’na şükrederse, ancak kendi iyiliği için şükretmiş olur; kim de nankörlük ederse, yalnızca kendisine zarar vermiş olur. Çünkü Allah, hiç kimseye ve hiçbir şeye muhtaç değildir, dolayısıyla, hiç kimsenin şükür ve ibâdetine ihtiyacı yoktur, asıl buna muhtaç olanlar, insanlardır. Ve kimse O’nu övüp yüceltmese bile, O kendi zatıyla Yücedir, gerçek anlamda yüceltilmeye, şükredilmeye ve övülmeye lâyık olan sadece O’dur.”And olsun, “Allah’a şükret!” diye LOKMAN’a Hikmet’i verdik. Kim şükrederse, kendi nefsi için şükreder. Kim de nankörlük ettiyse, gerçekten Allah, övülmeye değer Lokman'a hakimiyet bilgisi yükledik Allah'a teşekkür et. Çünkü teşekkür eden saygı görür. Teşekküre dili varmayan bilsin ki Allah, saygın bir şükür zenginidir, Lokman’a şükretmesi için gerçeklerimizi anlayacak, idrak edecek bir anlayış verdik. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur. Nankörlük eden de bilsin ki; Allah hiçbir şeye muhtaç değildir, her türlü övgüye lâyıktır. İnsan şükrederse ancak kendisi için şükreder. Rabbinizin kimsenin şükrüne ihtiyacı yoktur. İnsan Rabbine şükrederek kendini Rabbinin katında olsun ki biz Lokman’a “Allah’a şükret!” diyerek [hikmet] doğru hüküm verme yeteneği vermiştik. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur. Nankörlük eden de bilsin ki şüphesiz ki Allah gerçek zengindir, övgüye layıktır. [*]Benzer mesajlar İbrâhîm 147; Neml 2740; Rûm 3044; Fâtır 3539; Zümer 39 olsun Biz Lokman’a¹ “Allah’a şükret!” diye hikmet² verdik. Kim şükrederse ancak kendisi için şükretmiş olur. Kim de nankörlük ederse şüphesiz Allah, hiç bir şeye muhtaç olmayan ve daima övülmeye layık Lokman Lokman b. Bâurâ’nın Âzer evlâdından olup Eyyûb kız kardeşinin veya teyzesinin oğlu olduğu, uzun müddet yaşadığı, Davud ye... Devamı..BİZ, Lokman’a ¹² şu hikmeti bağışladık “Allah’a şükret; çünkü [O’na] şükreden kendi iyiliği için şükretmiş olur; nankörlük etmeyi tercih eden ise [bilsin ki], Allah, kesinlikle hiçbir şeye muhtaç değildir ve her zaman hamde layıktır”.12 Halk arasında yeterli kanıtlara dayanmasa da Aesop Ezop ile özdeşleştirilen Lokman, eski Arap geleneğinde köklü bir yeri olan, dünyevî üstünlük... Devamı..Andolsun ki biz Lokman’a şu hikmeti vahyetmiştik “Her daim Allah’a şükret! Zira kim şükrederse ancak kendi iyiliği için şükretmiş olur, kim de nankörlük ederse iyi bilsin ki Allah hiç kimsenin şükrüne muhtaç olmayan ve her türlü övgüye layık olandır.” 2/269, 14/7, 4/54, 17/39DOĞRUSU Biz Lokman’a[³⁶³⁹] da şu hikmeti bahşetmiştik “Allah’a şükret! Çünkü O’na şükreden kendi lehine şükretmiş olur. Fakat kim de nankörlük ederse, iyi bilsin ki Allah kendi kendine yeterli olandır, her tür övgüye bizzat lâyık olandır.[3639] Başta Taberî olmak üzere bazı müfessirlerin verdiği malumattan çıkan sonuç, Lokman’ın tarihte Ezop Aisopos adıyla efsaneleşen kişi olduğu iht... Devamı..Zât-ı uluhiyetime andolsun ki, Lokman'a Allah'a şükret diye hikmet verdik ve her kim şükrederse ancak kendi nefsi için şükretmiş olur ve her kim de nankörlük ederse süphe yok ki, Allah ganîdir, Lokmana “Allah'a şükret” diye hikmet verdik. Kim şükrederse kendisi için şükreder. Kim nankörlük ederse bilsin ki Allah müstağnidir, hiçbir şeye muhtaç değildir, her türlü övgüye lâyıktır. [17, 7]Andolsun biz Lokman'a, "Allah'a şükret!" diye hikmet verdik, kim şükrederse kendisi için şükreder; kim nankörlük ederse Allah zengindir, onun şükrüne muhtaç değildir, övülmüştür hamde layıktır.Biz Lokmân'a 'ilim ve hikmet virdik ve "Allâh'a şükür idin" didik. Şükür iden kendi nefsine şükür ider. Şükür ni'metin artmasını mûcib oldığından kendi müstefîd olur Ve küfür iden Allâh'a zarar virmez zîrâ Allâh halkın şükründen gani ve envâ'i hamde Allah’a şükret diyerek hikmeti verdik. Şükreden, sadece kendisi için şükreder. Nankörlük eden de bilsin ki, Allah’ın kimseye ihtiyacı olmaz, yaptığını da güzel şükretsin diye Lokman'a hikmet vermiştik. Kim şükrederse, ancak kendisi için şükreder; Kim de nankörlük ederse, şüphesiz Allah'ın ihtiyacı yoktur, hamde Lokman'a da hikmet verdik ve “Allah'a şükret” dedik. Kim şükrederse kendisi için şükretmiş olur. Nankörlük edene gelince, Allah'ın kimseye ihtiyacı yoktur; her türlü övgü de zaten Ona olsun, biz, Lukman'a şu yolda hikmet verdik "Allah'a şükret!" Şükreden kendisi lehine şükreder. Kim nankörlük ederse Allah Ganî'dir, Hamîd' bayıķ virdük luķmān’a ḥikmeti kim “şükr eyle Tañrı’ya”. daħı her kim şükr eyler ise bayıķ şükr eyleye gendüziyiçün daħı her kim kāfir oldı bayıķ Tañrı ḥācetsüzdür, biz virdük Luḳmāna ḥikmeti. Şükr eyle Tañrıya, didük. Kim şükreylese özi‐çün şükr ider ve kim kāfir olsa Tañrı Taālā anuñ şükrine Loğmana “Allaha şükür et!” deyə hikmət verdik. Kim Allahın ne’mətlərinə şükür etsə, özü üçün şükür edər. Kim nankor olsa, bilsin ki Allah onun şükürünə möhtac deyildir, özlüyündə şükürə tə’rifə layiqdir! Onun bütün işləri bəyəniləndir!And verily We gave Luqman wisdom, saying Give thanks unto Allah; and whosoever giveth thanks, he giveth thanks for the good of his soul. And whosoever refuseth Lo! Allah is Absolute, Owner of bestowed in the past Wisdom on Luqman3593 "Show thy gratitude to Allah." Any who is so grateful does so to the profit of his own soul but if any is ungrateful, verily3594 Allah is free of all wants, Worthy of all The sage Luqman, after whom this Surah is called, belongs to Arab tradition. Very little is known of his life. He is usually associated with a lo... Devamı.. Lokman Suresi 12. ayeti ne anlatıyor? Lokman Suresi 12. ayetinin meali, Arapçası, anlamı ve tefsiri...Lokman Suresi 12. Ayetinin Arapçasıوَلَقَدْ اٰتَيْنَا لُقْمٰنَ الْحِكْمَةَ اَنِ اشْكُرْ لِلّٰهِۜ وَمَنْ يَشْكُرْ فَاِنَّمَا يَشْكُرُ لِنَفْسِه۪ۚ وَمَنْ كَفَرَ فَاِنَّ اللّٰهَ غَنِيٌّ حَم۪يدٌ Lokman Suresi 12. Ayetinin Meali AnlamıBiz Lokmân’a hikmet verdik ve “Allah’a şükret!” buyurduk. Kim şükrederse kendi iyiliği için şükretmiş olur. Kim de nankörlük ederse bilsin ki Allah kesinlikle hiçbir şeye muhtaç değildir, her türlü hamde, övgüye lâyık olan da O’ Suresi 12. Ayetinin TefsiriLokmân peygamber olup olmadığı tartışılsa da büyük bir velî ve hakîmlerin pîri olduğu kesindir. Bu sebeple “Lokmân Hakîm” lâkabıyla meşhurdur. Cenâb-ı Hak kendisine “hikmet” vermiştir. Allah Teâlâ, Lokmân numûne göstererek, bir babanın evlâdına nasıl örnek olması ve onları nasıl bir İslâmî terbiye ile yetiştirmesi lâzım geldiğini beyân eder. Hikmet; insanın nazarî ilimleri en güzel şekilde öğrenip onların gereklerini yerine getirmesi, böylece üstün ve güzel fiilleri, gücü nispetinde meleke kazanarak kemale erdirmesidir. Hikmet; illet ve sebeplerini bilerek, gâyeye ulaştıracak şekilde ameli ilme, ilmi amele uydurmaktır. Hikmet; gerçek Hakîm olan Allah Teâlâ’nın hükmüne boyun eğmek, nefsin istediğine değil de Hakk’ın istediğine uymak, nefsi tanıyıp dizginlerini ele alarak ölçülü davranmak ve hükmüne karşı koymanın imkânsız olduğunu bildiğimiz Allah’a karşı asla isyan etmemektir. Bu sebeple âyet-i kerîmede “Kime hikmet verilmişse, ona gerçekten pek çok hayır verilmiştir” Bakara 2/269 buyrulur. Lokmân Hakîm’e verilen hikmetlerden bir misâl şöyledir Bir gün Dâvûd Lokmân Hakîm’den bir koyun kesip en iyi yerinden iki parça getirmesini istedi. Lokmân Hakîm de ona, kestiği hayvanın dilini ve yüreğini getirdi. Aradan birkaç gün geçtikten sonra Hz. Dâvûd, bu defâ hayvanın en kötü yerinden iki parça et getirmesini taleb etti. Lokmân Hakîm, yine koyunun dil ve yüreğini getirdi. Dâvûd ona bunun sebebini sorunca da şöyle dedi “–Bu iki şey iyi olursa, bunlardan daha iyisi olmaz. Yine bu iki şey kötü olursa, bunlardan daha kötüsü olmaz!..” Taberî, Câmiu’l-beyân, XXI, 82 İmâm Mâlik şöyle anlatır “Bana ulaşan bilgiye göre Lokmân Hakîm’e –Sende gördüğümüz bu meziyetin mâhiyeti nedir?» diye sormuşlar, bununla onun faziletlerini kastetmişlerdi. O da şu cevâbı verdi −Doğru sözlülük, emâneti yerine getirmek, beni ilgilendirmeyen şeyi terk etmek ve ahde vefâ göstermek.»” Muvattâ, Kelâm 17 Hikmet sahibi kişiye lâzım gelen, hem ilim hem de amel bakımından bunun şükrünü îfâ etmektir. Bu yüzden hikmetin verilmesi mukâbilinde “Allah’a şükret!” buyrulur. Bu şükrün ilmî yönü, önce o hikmetin Allah Teâlâ’nın bir ihsânı olduğunu bilerek, Allah’ı şirkten pak ve uzak tutmaktır. Amelî yönü ise her türlü söz, fiil ve davranışlarda kendi nefsânî arzularını değil, Allah’ın emrini ve rızâsını gözetmektir. İşte bu sebeple, Lokmân oğluna nasihati vesile kılınarak Allah’a şirk koşmak en büyük zulüm sayılıp kesinlikle yasaklanmış, sonra da sâlih amellerin başında gelen Allah’a kulluk ve ana babaya iyilik emredilmiştir. “Zulüm”; bir şeyi olması gereken yere koymamak, bir kimseyi hakkından mahrum etmek ve adâletsizce davranmaktır. Buna göre en büyük zulüm, şirk yâni tek olan Allah’a zâtında, sıfatlarında, yetki ve hükümlerinde ortak koşmaktır. Çünkü İnsan kendisini yaratan ve her türlü rızkını, nimetini veren Allah’a karşı, bu hususlarda hiçbir katkısı bulunmayan varlıkları ortak koşmaktadır. Bundan daha büyük bir haksızlık ve adâletsizlik olamaz. Yine insanın yalnızca Allah’a kulluk etmesi, tek Yaratıcı olan Cenâb-ı Hakk’ın insan üzerindeki hakkıdır. Fakat şirke düşen, başkalarına tapmakla Allah’ın bu hakkını çiğnemekte ve büyük bir haksızlık yapmaktadır. Dahası ötesi, insan Allah’tan başkasına taparken yaptığı her işte, kendi fizikî, aklî ve rûhî imkânlarından tutun, yer ve göklerdeki bir çok şeyi bu yolda seferber eder. Halbuki seferber ettiği bütün imkânlar, bir olan Allah tarafından yaratılmıştır ve insanın Allah’tan başkasına kulluk ederek onlardan hiçbirini sarf etmeye hakkı yoktur. Ayrıca insanın kendi üzerinde koruması gereken bir hakkı vardır. Bu hak, mükerrem kılındığının farkında olarak kendisini alçaltmamak, layık olmadığı mecrâlara sürüklememek ve onu cezaya müstahak hale getirmemektir. Ancak, şu bir gerçek ki, Allah’tan başkasına tapan kişi netice itibariyle büyük bir cezaya müstahak olduğu gibi kendisini de alçaltmakta, insanlık şeref ve haysiyetini sıfırlamaktadır. Girdiği bu yanlış yol sebebiyle şirk belâsına bulaşan kişinin bütün hayatı, her yönüyle ve tüm anlarıyla zulüm haline gelir. Hatta onun aldığı her nefes bir adâletsizlik ve zulmün ifadesi keyfiyetindedir. bk. Mevdûdî, Tefhîmu’l-Kur’ân, IV, 295 Şirkten arınıp tevhide ulaşma sorumluluğundan sonra ikinci talimat ana-babaya iyilik olarak belirlenmektedirLokman Suresi tefsiri için tıklayınız...Kaynak Ömer Çelik TefsiriLokman Suresi 12. ayetinin meal karşılaştırması ve diğer ayetler için tıklayınız... İslam ve İhsan Mushaftaki sıralamada otuz birinci, iniş sırasına göre elli yedinci sûredir. Sâffât sûresinden sonra, Sebe’ sûresinden önce Mekke döneminin ortalarında inmiştir. 27-28. âyetlerin veya 27-29. âyetlerin Medine’de indiği söylenirse de bu yöndeki rivayetler güvenilir bulunmamıştır İbn Âşûr, XXI, 138. İşte Lokman Suresi Türkçe - Arapça okunuşu... LOKMAN SURESİ TÜRKÇE OKUNUŞU lam mım ayatül kitabil hakım ve rahmetel lil muhsinın yükıymunes salate ve yü'tunez zekate ve hüm bil ahırati hüm yukınun ala hüdem mir rabbihim ve ülaike hümül müflihun minen nasi mey yeşterı lehvel hadısi li yüdılle an sebılillahi bi ğayri ılmiv ve yettehızeha hüzüva ülaike lehüm azabüm mühın iza tütla aleyhi ayatüna vella müstekbiran ke el lem yesma'ha keenne fı üzüneyhi vakra fe beşşirhü bi azabin elım amenu ve amilus salihati lehüm cennatün neıym fıha va'dellahi hakka ve hüvel azızül hakım semavati bi ğayri amedin teravneha ve elka fil erdı ravasiye en temıde biküm ve besse fıha min külli dabbeh ve enzelna mines semai maen fe embetna fıha min külli zevcin kerım halkullahi fe erunı maza halekallezıne min dunih beliz zalimune fı dalalim mübın le kad ateyna lukmanel hıkmete enişkür lillah ve mey yeşkür fe innema yeşküru li nefsih ve men kefera fe innellahe ğayniyyün hamıd iz kale lukmanü libnihı ve hüve yeızuhu ya büneyye la tüşrik billah inneş şirke le zulmün azıym vessaynel insane bi valideyh hamelethü ümmühu vehnen ala vehniv ve fisalühu fı ameyni enişkür lı ve li valideyk ileyyel mesıyr in cahedake ala en tüşrike bı ma leyse leke bihı ilmün fe la tütı'hüma ve sahıbhüma fid dünya ma'rufev vettebı' sebıle men enabe ileyy sümme ileyye merciuküm fe ünebbiüküm bima küntüm ta'melun büneyye inneha in tekü miskale habbetim min hardelin fe tekün fı sahratin ev fis semavati ev fil erdı ye'ti bihellah innellahe latıyfün habır büneyye ekımıs salate ve'mur bil ma'rufi venhe anil münkeri vasbir ala ma esabek inne zalike min azmil ümur la tüsa'ır haddeke lin nasi ve la temşi fil erdı meraha innellahe la yühıbbü külle muhtalin fehur fı meşyike vağdud min savtik inne emreral asvati le savtül hamır lem terav ennellahe sehhara leküm ma fis semavati ve ma fil erdı ve esbeğa aleyküm niamehu zahiratev ve batıneh ve minen nasi mey yücadilü fillahi bi ğayri ılmiv ve la hüdev ve la kitabim münır iza kıyle lehümüt tebiu ma enzellellahü kalu bel nettebiu ma vecedna aleyhi abaena e ve lev kaneş şeytanü yed'uhüm ila azabis seıyr mey yüslim vechehu ilellahi ve hüve muhsinün fe kadistemseke bil urvetil vüska ve ilellahi akıbetül ümur men kefera fe la yahzünke küfruh ileyna merciuhüm fe nünebbiühüm bima amilu innellahe alımüm bizatis sudur kalılen sümme nadtarruhüm ila azabin ğalıyz lein seeltehüm men halekas semavati vel erda le yekulünnellah kulil hamdü lillah bel ekseruhüm la ya'lemun ma fis semavati vel ard innellahe hüvel ğaniyyül hamıd lev enne ma fil erdı min şeceratin aklamüv vel bahru yemüddühu min ba'dihı seb'atü ebhurim ma nefidet kelematüllah innellahe azızün hakım halkuküm ve la ba'süküm illa ke nefsiv vahıdeh innellahe semıum basıyr lem tera ennellahe yulicül leyle fin nehari ve yulicün nehara fil leyli ve sehhareş şemsi vel kamera küllüy yecrı ila ecelim müssemmev ve ennellahe ve ma ta'melune habır bi ennellahe hüvel hakku ve enne ma yed' une min dunihil batılü ve ennellahe hüvel aliyyül kebır lem tera ennel fülke tecrı fil bahri bi nı'metillahi li yüriyeküm min ayatih inne fı zalike le ayatil li külli sabbarin şekur iza ğaşiyehüm mevcün kez zuleli deavüllahe muhlisıyne lehüd dın felemma neccahüm ilel berri fe minhüm muktesıd ve ma yechadü bi ayatina illa küllü hattarin kefur eyyühen nasütteku rabbeküm vahşev yevmel la yezı validün av veledihı ve la meludün hüve cazin av validihı şey'a inne va'dellahi hakkun fe la teğurranekümül hayatüd dünya ve la yeğurraneküm billahül ğarur ındehu ılmüs saahve yünezzilül ğays ve ya'lemü ma fil erham ve ma tedrı nefsüm maza teksibü ğada ve ma tedrı nefsüm bi eyyi erdın temut innellahe alimün habır. LOKMAN SURESİ ARAPÇA OKUNUŞU LOKMAN SURESİ ARAPÇA OKUNUŞU DEVAMI İÇİN TIKLAYIN LOKMAN SURESİ MEALİ Rahmân ve Rahîm olan Allah´ın adıylaElif Lâm Mîm. ﴾1﴿ Bunlar, hikmet dolu Kitab'ın; iyilik yapanlara bir hidayet ve rahmet olarak indirilmiş âyetleridir. ﴾2-3﴿ Onlar; namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren kimselerdir. Onlar ahirete de kesin olarak inanırlar. ﴾4﴿ İşte onlar, Rablerinden gelen bir hidayet üzeredirler ve işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir. ﴾5﴿ İnsanlardan öylesi vardır ki, bilgisizce Allah yolundan saptırmak ve o yolu eğlenceye almak için, eğlencelik asılsız ve faydasız sözleri satın alır. İşte onlar için aşağılayıcı bir azap vardır. ﴾6﴿ Ona âyetlerimiz okunduğu zaman; onları hiç işitmemiş gibi, kulağında bir ağırlık var da büyüklenerek arkasını döner. Ona, elem dolu bir azabı müjdele. ﴾7﴿ Şüphesiz, iman edip salih amel işleyenler için içlerinde ebedi kalacakları Naîm cennetleri vardır. Allah bu konuda gerçek bir vaadde bulunmuştur. O mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. ﴾8-9﴿ Allah gökleri görebileceğiniz direkler olmaksızın yarattı. Yeryüzüne de, sizi sarsmasın diye sabit dağlar yerleştirdi ve orada her türlü canlıyı yaydı. Gökten de yağmur indirip orada her türden güzel ve faydalı bitki bitirdik. ﴾10﴿ İşte Allah'ın yarattıkları! Haydi, Allah'ı bırakıp da taptıklarınızın yarattığını bana gösterin! Hayır, zalimler açık bir sapıklık içindedirler. ﴾11﴿ Andolsun, biz Lokmân'a "Allah'a şükret" diye hikmet verdik. Kim şükrederse ancak kendisi için şükretmiş olur. Kim de nankörlük ederse, bilsin ki Allah her bakımdan sınırsız zengindir, övülmeye lâyıktır. ﴾12﴿ Hani Lokmân oğluna öğüt vererek şöyle demişti "Yavrum! Allah'a ortak koşma! Çünkü ortak koşmak elbette büyük bir zulümdür." ﴾13﴿ İnsana da, anne babasına iyi davranmasını emrettik. Annesi onu her gün biraz daha güçsüz düşerek karnında taşımıştır. Onun sütten kesilmesi de iki yıl içinde olur. İşte onun için insana şöyle emrettik "Bana ve anne babana şükret. Dönüş banadır." ﴾14﴿ "Eğer, hakkında hiçbir bilgi sahibi olmadığın bir şeyi bana ortak koşman için seninle uğraşırlarsa, onlara itaat etme. Fakat dünyada onlarla iyi geçin. Bana yönelenlerin yoluna uy. Sonra dönüşünüz ancak banadır. Ben de size yapmakta olduğunuz şeyleri haber vereceğim." ﴾15﴿ Lokmân öğütlerine şöyle devam etti "Yavrum! Şüphesiz yapılan iş bir hardal tanesi ağırlığında olsa ve bir kayanın içinde, yahut göklerde ya da yerin içinde bile olsa, Allah onu çıkarır getirir. Çünkü Allah en gizli şeyleri bilendir, herşeyden hakkıyla haberdar olandır." ﴾16﴿ "Yavrum! Namazı dosdoğru kıl. İyiliği emret. Kötülükten alıkoy. Başına gelen musibetlere karşı sabırlı ol. Çünkü bunlar kesin olarak emredilmiş işlerdendir." ﴾17﴿ "Küçümseyerek surat asıp insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme! Çünkü Allah hiçbir kibirleneni, övüngeni sevmez." ﴾18﴿ "Yürüyüşünde tabii ol. Sesini alçalt. Çünkü seslerin en çirkini herhalde eşeklerin sesidir!" ﴾19﴿ Göklerde, yerde ne varsa hepsini Allah'ın sizin hizmetinize verdiğini ve açıkça yahut gizlice üzerinizdeki nimetlerini tamamladığını görmediniz mi? Yine de insanlar arasında, hiçbir bilgisi, yol göstericisi ve aydınlatıcı bir kitabı olmadan Allah hakkında tartışıp duranlar vardır. ﴾20﴿ Kendilerine, "Allah'ın indirdiğine uyun" denildiği zaman, "Hayır, biz babalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız" derler. Şeytan kendilerini cehennem azabına çağırıyor olsa da mı? ﴾21﴿ Kim iyilik yaparak kendini Allah'a teslim ederse, şüphesiz en sağlam kulpa tutunmuştur. İşlerin sonu ancak Allah'a varır. ﴾22﴿ Kim inkar ederse, onun inkarı seni üzmesin. Onların dönüşleri ancak bizedir. Biz de onlara yaptıklarını haber veririz. Allah göğüslerin içindekini kalplerde olanı hakkıyla bilendir. ﴾23﴿ Biz onları dünyada biraz yararlandırırız. Sonra da onları ağır bir azaba sürükleriz. ﴾24﴿ Andolsun, eğer onlara, "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye sorsan, mutlaka "Allah" derler. De ki, "Hamd Allah'a mahsustur." Fakat onların çoğu bilmezler. ﴾25﴿ Göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır. Şüphesiz Allah her bakımdan sınırsız zengin olandır, övülmeye layık olandır. ﴾26﴿ Eğer yeryüzündeki ağaçlar kalem, deniz de mürekkep olsa, arkasından yedi deniz daha ona katılsa, Allah'ın sözleri yazmakla yine de tükenmez. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. ﴾27﴿ Ey insanlar! Sizin yaratılmanız ve öldükten sonra tekrar diriltilmeniz ancak bir tek insanı yaratmak ve diriltmek gibidir. Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir. ﴾28﴿ Görmedin mi ki Allah geceyi gündüzün içine ve gündüzü de gecenin içine sokuyor. Güneşi ve ayı da koyduğu kanunlara boyun eğdirmiştir. Her biri kendi yörüngesinde belli bir zamana kadar akar gider. Şüphesiz Allah işlediklerinizden hakkıyla haberdardır. ﴾29﴿ Bu böyledir. Çünkü Allah hakkın ta kendisidir, onu bırakıp da taptıkları ise bâtıldır. Şüphesiz Allah yücedir, büyüktür. ﴾30﴿ Görmedin mi ki, gemiler Allah'ın nimetiyle denizde akıp gitmektedir. Allah bunu âyetlerinden bir kısmını size göstermek için yapmaktadır. Şüphesiz ki bunda hakkıyla sabreden, hakkıyla şükreden herkes için ibretler vardır. ﴾31﴿ Onları denizde, bir dalga gölgelikler gibi kapladığında, dini Allah'a has kılarak ona yalvarırlar. Allah onları kurtarıp karaya çıkarınca, onlardan bir kısmı orta yolu tutar. Bizim âyetlerimizi ise ancak son derece kaypak, son derece nankör olanlar inkar eder. ﴾32﴿ Ey insanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Hiçbir babanın çocuğuna hiçbir yarar sağlayamayacağı, hiçbir çocuğun da babasına hiçbir yarar sağlayamayacağı günden korkun! Şüphesiz Allah'ın va'di gerçektir. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın. O aldatıcı şeytan da Allah hakkında sizi aldatmasın. ﴾33﴿ Kıyametin ne zaman kopacağı bilgisi şüphesiz yalnızca Allah katındadır. O, yağmuru indirir, rahimlerdekini bilir. Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilemez. Hiç kimse nerede öleceğini de bilemez. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, herşeyden hakkıyla haberdar olandır. ﴾34﴿ TEFSİR Lokmân peygamber olup olmadığı tartışılsa da büyük bir velî ve hakîmlerin pîri olduğu kesindir. Bu sebeple “Lokmân Hakîm” lâkabıyla meşhurdur. Cenâb-ı Hak kendisine “hikmet” vermiştir. Allah Teâlâ, Lokmân numûne göstererek, bir babanın evlâdına nasıl örnek olması ve onları nasıl bir İslâmî terbiye ile yetiştirmesi lâzım geldiğini beyân eder. Hikmet; insanın nazarî ilimleri en güzel şekilde öğrenip onların gereklerini yerine getirmesi, böylece üstün ve güzel fiilleri, gücü nispetinde meleke kazanarak kemale erdirmesidir. Hikmet; illet ve sebeplerini bilerek, gâyeye ulaştıracak şekilde ameli ilme, ilmi amele uydurmaktır. Hikmet; gerçek Hakîm olan Allah Teâlâ’nın hükmüne boyun eğmek, nefsin istediğine değil de Hakk’ın istediğine uymak, nefsi tanıyıp dizginlerini ele alarak ölçülü davranmak ve hükmüne karşı koymanın imkânsız olduğunu bildiğimiz Allah’a karşı asla isyan etmemektir. Bu sebeple âyet-i kerîmede “Kime hikmet verilmişse, ona gerçekten pek çok hayır verilmiştir” Bakara 2/269 buyrulur. Lokmân Hakîm’e verilen hikmetlerden bir misâl şöyledir Bir gün Dâvûd Lokmân Hakîm’den bir koyun kesip en iyi yerinden iki parça getirmesini istedi. Lokmân Hakîm de ona, kestiği hayvanın dilini ve yüreğini getirdi. Aradan birkaç gün geçtikten sonra Hz. Dâvûd, bu defâ hayvanın en kötü yerinden iki parça et getirmesini taleb etti. Lokmân Hakîm, yine koyunun dil ve yüreğini getirdi. Dâvûd ona bunun sebebini sorunca da şöyle dedi “–Bu iki şey iyi olursa, bunlardan daha iyisi olmaz. Yine bu iki şey kötü olursa, bunlardan daha kötüsü olmaz!..” Taberî, Câmiu’l-beyân, XXI, 82 İmâm Mâlik şöyle anlatır “Bana ulaşan bilgiye göre Lokmân Hakîm’e –Sende gördüğümüz bu meziyetin mâhiyeti nedir?» diye sormuşlar, bununla onun faziletlerini kastetmişlerdi. O da şu cevâbı verdi −Doğru sözlülük, emâneti yerine getirmek, beni ilgilendirmeyen şeyi terk etmek ve ahde vefâ göstermek.»” Muvattâ, Kelâm 17 Hikmet sahibi kişiye lâzım gelen, hem ilim hem de amel bakımından bunun şükrünü îfâ etmektir. Bu yüzden hikmetin verilmesi mukâbilinde “Allah’a şükret!” buyrulur. Bu şükrün ilmî yönü, önce o hikmetin Allah Teâlâ’nın bir ihsânı olduğunu bilerek, Allah’ı şirkten pak ve uzak tutmaktır. Amelî yönü ise her türlü söz, fiil ve davranışlarda kendi nefsânî arzularını değil, Allah’ın emrini ve rızâsını gözetmektir. İşte bu sebeple, Lokmân oğluna nasihati vesile kılınarak Allah’a şirk koşmak en büyük zulüm sayılıp kesinlikle yasaklanmış, sonra da sâlih amellerin başında gelen Allah’a kulluk ve ana babaya iyilik emredilmiştir. “Zulüm”; bir şeyi olması gereken yere koymamak, bir kimseyi hakkından mahrum etmek ve adâletsizce davranmaktır. Buna göre en büyük zulüm, şirk yâni tek olan Allah’a zâtında, sıfatlarında, yetki ve hükümlerinde ortak koşmaktır. Çünkü İnsan kendisini yaratan ve her türlü rızkını, nimetini veren Allah’a karşı, bu hususlarda hiçbir katkısı bulunmayan varlıkları ortak koşmaktadır. Bundan daha büyük bir haksızlık ve adâletsizlik olamaz. Yine insanın yalnızca Allah’a kulluk etmesi, tek Yaratıcı olan Cenâb-ı Hakk’ın insan üzerindeki hakkıdır. Fakat şirke düşen, başkalarına tapmakla Allah’ın bu hakkını çiğnemekte ve büyük bir haksızlık yapmaktadır. Dahası ötesi, insan Allah’tan başkasına taparken yaptığı her işte, kendi fizikî, aklî ve rûhî imkânlarından tutun, yer ve göklerdeki bir çok şeyi bu yolda seferber eder. Halbuki seferber ettiği bütün imkânlar, bir olan Allah tarafından yaratılmıştır ve insanın Allah’tan başkasına kulluk ederek onlardan hiçbirini sarf etmeye hakkı yoktur. Ayrıca insanın kendi üzerinde koruması gereken bir hakkı vardır. Bu hak, mükerrem kılındığının farkında olarak kendisini alçaltmamak, layık olmadığı mecrâlara sürüklememek ve onu cezaya müstahak hale getirmemektir. Ancak, şu bir gerçek ki, Allah’tan başkasına tapan kişi netice itibariyle büyük bir cezaya müstahak olduğu gibi kendisini de alçaltmakta, insanlık şeref ve haysiyetini sıfırlamaktadır. Girdiği bu yanlış yol sebebiyle şirk belâsına bulaşan kişinin bütün hayatı, her yönüyle ve tüm anlarıyla zulüm haline gelir. Hatta onun aldığı her nefes bir adâletsizlik ve zulmün ifadesi keyfiyetindedir. bk. Mevdûdî, Tefhîmu’l-Kur’ân, IV, 295 Şirkten arınıp tevhide ulaşma sorumluluğundan sonra ikinci talimat ana-babaya iyilik olarak belirlenmektedir Kaynak Ömer Çelik Tefsiri

lokman suresi 12 ayet meali