☔ Derviş Zaim Çamur Filmi Izle
Derviş Zaim, sinemada teknik olan uygulamaların kısa sürede öğrenilebileceğini, fakat bir hikaye anlatımında ise temel kırılma noktalarından peşinden gidilmesi gerektiğine işaret ederek, şöyle devam etti: “Ben de böyle yapmaya gayret ettim. İyi bir edebiyat okuru olmaya gayret ettim. Kendime ait denemelerim olmaya başladı.
Derviş Zaim, 1964 senesinde Gazimağusa ’da doğmuştur. Mağusa Namık Kemal Lisesini bitirdi. İstanbul Boğaziçi Üniversitesi nde İşletme bölümünden 1988 senesinde mezun olmuştur. 1994 senesinde da İngiltere Warwick Üniversitesi’nde kültürel çalışmalar dalında master yaparak eğitimini tamamlamıştır.
Dilerseniz, yönetmenimizin bir film örneğiyle de yukarda anlattığımız Derviş Zaim sinemasını bir görelim. ÇAMUR. Derviş Zaim'in Çamur filmini ele alarak incelemeye başlayalım. Filmin konusu genel olarak şu şekildedir; Ali, Kıbrıs'ta askerlik yaptığı sırada bir hastalığa yakalanır ve konuşamamaktadır.
ÇamurFilmi Afişi. Tür: Gösteri. Tarih: 06 Nisan 2018 Cuma - 20:00 ~ 06 Nisan 2018 Cuma - 22:00. Nitelik: Ulusal. Etkinlik Hakkında Kısa Bilgi: Derviş Zaim Sineması etkinliği kapsamında Türk sinemasının önemli yeni kuşak yönetmenlerinden Derviş Zaim’in filmlerinin incelendiği, tartışıldığı bir sinema şöleni
DervişZaim 1964 yılında Kıbrıs’ın Limasol kentinde doğmuştur. Filmleri: 1996 Tabutta Rövaşata (Somersault In A Coffin) 2003 Çamur (Mud) 2003
Derviş Zaim filmlerinin listesi : Derviş Zaim Biyografisi, Derviş Zaim Fotoğrafları, Derviş Zaim Videoları, Derviş Zaim hakkında herşey Biyografi.info'da! Biyografi.info Türkiye'nin en çok okunan biyografi sitesine hoşgeldiniz.
DERVİŞ ZAİM’İN BLUTV’DE YER ALAN FİLMLERİ. Çamur / 2003. Cenneti Beklerken / 2006. Nokta / 2008. Gölgeler ve Suretler / 2010. Devir / 2013. Balık / 2014. Rüya / 2016. Özel içerikler youtube kanalımızda.
Çamur Filminin Kurgusal Anlayışına Yöneltilen Eleştirilerin Eleştirisi. Ayşe Pay, “ Derviş Zaim Sinemasında Kurgu Oyunları: Çamur ” adlı yazısında Çamur filminin “kurgu kuramı”na yakın olduğunu yazar. Pay, filmleri kurgulanma biçimlerine göre ikiye ayırır; “perdedeki deneyime seyircinin kendi deneyimini de
DervişZaim. Yönetmen, prodüktör ve senarist Derviş Zaim 1964 yılında Kıbrıs Gazimağusa’da dünyaya gelmiştir. Mağusa Namık Kemal Lesisi mezuniyetinin ardından İstanbul Boğaziçi Üniversitesi İşletme Bölümü’nden mezun olmuştur. Daha sonra İngiltere Warwick Üniversitesinde kültürel çalışmalar dalında master
9Aon. 1710İtalya'da 27 Ağustos-6 Eylül arasında düzenlenecek 60. Venedik Film Festivali'nin ''Altın Aslan'' adlı yarışma bölümünde bu yıl sinemanın büyük isimleri dışarıda kalmayı tercih etti. ''Altın Aslan'' ödülü için 20 uzun metrajlı filmin yarışacağı festivalde, Woody Allen, Bernardo Bertolucci, Ridley Scott, Joel ve Ethan Coen, Robert Benson, François Dupeyron ve James Ivory gibi sinema dünyasının tanınmış yönetmenlerinin filmleri yarışma dışında gösterilecek. Festival kapsamında 86'sı uzun metraj, 57'si orta ve kısa metraj olmak üzere toplam 143 film gösterilecek. ''Altın Aslan'' için yarışacak 20 filmin çoğunu Avrupa filmleri oluştururken, Asya'dan 4, Amerika'dan ise sadece 1 film yarışmada yer alıyor. Venedik Film Festivali'nin Sanat Direktörü İsviçreli Moritz De Hadeln, bugün düzenlenen basın toplantısında, festivale Avrupa'dan çok güçlü bir katılımın olduğuna dikkati çekerek, ''Amerikalılar yarışma bölümüne katılma riskini almak istemiyorlar. Çünkü eğer ödül alamazlarsa imajlarını kaybetmekten korkuyorlar'' dedi. Bu arada, festivalde Türkiye'den sadece yönetmen Derviş Zaim'in ''Çamur'' adlı filmi, ''Karşıt Akım'' başlıklı bölümde yarışacak. Çekimleri KKTC'de yapılan ''Çamur''un başrollerini Ahmet Uğurlu, Taner Birsel ve Yelda Reynaud paylaşıyor. Film, gizemli bir hastalığa yakalanma sonucu konuşamayan bir kişinin son çare olarak şifalı çamurdan medet ummasını konu alıyor. 18 filmin yarışacağı ''Karşıt Akım'' bölümünde 1. seçilecek filmin yönetmenine 50 bin euro ödül verilecek. Festivalde, ''Sinema Kritikleri'' adlı bölümün juri başkanlığını, uzun yıllardır Roma'da yaşayan Türk ve İtalyan vatandaşı yönetmen Ferzan Özpetek yapacak. Öte yandan, Roma ve Hollywood'da 200'e yakın film yapan İtalyan film yapımcısı Dino De Lurentis'in Venedik Film Festivali'nin bu yılki ''Kariyer Ödülü''ne layık görüldüğü açıklandı. Venedik'te, Luigi de Laurentis adına verilen ''en iyi ilk film'' ödülü kazanan kişiye de 100 bin euro ikramiye verileceği bildirildi. Festival, 27 Ağustos'ta Woody Allen'ın ''Anything Else'' adlı filmiyle açılacak.
Baba mesleği - 1440 Güncelleme - 1539 Kerem Akça, bu hafta vizyona giren filmleri değerlendirdi KEREM AKÇA / keremakca EKİM FİLMLERİŞehir avukatı ile taşra yargıcı babasının çekişmesini, yer yer mizahi, yer yer dramatik bir tonla anlatan “Yargıç”, 140 dakikalık süresine uygun bir omurga bulmakta sıkıntı çekiyor. Sallapati ilerleyen temelsiz senaryonun, zamanla Robert Duvall başta olmak üzere oyunculara bel bağladığı açığa çıkıyor. Mahkeme filmi sevenleri tatmin edebilecek eser, formül arayışıyla saygıyı hak etse de genel anlamda doyurucu filmleri, suç filminin alt türü olarak anılmaya açık bir alandır. Ama bunu bir tür olarak addedenlerin de sayısı az değildir. Elbette bu formatın kendi içinde alt-alt türlere ayrıldığını es geçmemek lazım. Bu bağlamda savunma avukatı filmi’ başvurulan önemli kaynaklardan birine dönüşmüştür. Fakat yargıç filmi’ çok fazla İLİŞKİSİ DAMARLI MAHKEME FİLMİZihnimizde kaldığı kadarıyla Norman Jewison’ın “…And Justice for All.”unda 1979 Al Pacino’nun Arthur yargıç müvekkili Jack Warden’ı Francis tecavüz suçundan kurtarma çabası bu konuda bir eylem’ anlamına gelmiştir. “Yargıç” “The Judge”, 2014 o damara tutunuyor. Pacino ile Warden’ın ilişkisini Robert Downey Jr. Hank ile babası Robert Duvall’ın Joseph arasına anlaşamayan oğlunun Carlinville, Indiana’daki evine dönmesi ve annesinin ölümünü takiben ailesiyle ve geçmişiyle yüzleşmesi öne çıkarılıyor. Net bir baba-oğul ilişkisi damarlı mahkeme filmi bu sayede canlanıyor. Bunun bir alt tür veya alt-alt türe dönüşüp dönüşmeyeceği ise şimdilik muamma. Ama Joaquin Phoenix’li, Vince Vaughn’lu “Clay Pigeons” 1998 ile parlayan David Dobkin’in aradaki komedi filmlerinin ardından dramatik komedi’ye kayması ne kadar sağlıklı olabilir ki?DUVALL BU TÜRDE İKİNCİ KEZ USTA’ ROLÜNDE Yargıç filmi’ ile savunma avukatı filmi’nin birleştiği noktada Vera Farmiga, Vincent D’Onofrio gibi mahallenin eski sakinleriyle karşılaşmak bir tebessüm getiriyor. Ama Robert Downey Jr.’ın Village Roadshow’a zorla kabul ettirdiği projenin bir derinliği yok. Senaryonun müsebbibi Bill Dubuque-Nick Schenk ikilisi, genelde gerçek hikayeyi izlemeye alan için fazla hafif’ kalıyor. Başarılı mahkeme filmi “Dava”da “A Civil Action”, 1998 Steven Zaillian’ın Travolta-Duvall arasındaki usta-çırak ilişkisi’ne bulduğu kılıf burada canlı ciddiye almamızı öneren, göstermelik 140 dakika ise uçsuz bucaksız bir baba-oğul ilişkisinin damarsız tezahürüne uzanıyor. Beldede ne zaman karşılaşıp ne zaman birbiriyle atıştığını öğrenemediğimiz baba ile oğlan, üstüne üstlük bir de dokunaklı bir dramaya kayma becerisini gösterebiliyor. Çok ilginç! MESAFELİ DURMAK İÇİN YOLA ÇIKMAK HER ŞEY Mİ? Farmiga’nın sarı peruklu halleri derken, Leighton Meester’ın Hank’in babasız kızı mı?’ ihtimalini akla getirmesi ve eski bir t-shirt giymesi basmakalıp metropol düzenini bozuyor. “Yargıç”, taşra hakimi ile şehir avukatının çatışmasında, Downey Jr.’ın yozlaşmasını, bu ışıltılı hayata kendini kaptırmasını gerçek anlamda araya durmak, rahat olmak için çaba sarf ediyor. Bunun son noktasını da hesaplamadan el-omuz kamerasına kaykılan mahkeme sahnelerinden medet ummaya başlıyor. Sinematografinin tecrübeli Janusz Kaminski’ye ait olması şaşırtıcı. Duvall kemoterapi tedavisi gören ölümün eşiğindeki dokunaklı karakteriyle yedinci Oscar adaylığına yakın en son “Dava” ile 1999’da aday olmuştu. Ama 140 dakikanın omurgası sağlam kurulmadığından bu konuda söyleyeceklerimiz de çok kısıtlı kalıyor. Böylece Robert Downey Jr.’ın eşiyle beraber finanse ettiği 50 milyon dolarlık bir hayal kırıklığı ortaya NOTU Yargıç The JudgeYönetmen David DobkinOyuncular Robert Downey Jr., Robert Duvall, Vincent D’Onofrio, Vera Farmiga, Billy Bob Thornton, Leighton MeesterSüre 141 yılı 2014 VASAT BİR TABUTTA RÖVAŞATA’ TAKLİDİ Derviş Zaim’in sosyal gerçekçi sinema kalıplarıyla çektiği “Balık”, yönetmenin başarılı ilk filmi “Tabutta Rövaşata”nın, farklı adımlar atmak isteyen ama bunu beceremeyen vasat bir taklidi kıvamında. Sadece mekan kullanımı, tonu değişken besteler ve sinematografi akılda dostluk kuran evsiz barksız ve hayalci bir hırsız olan Mahsun, “Tabutta Rövaşata”da 1996 bir gelenek oluşturmuştu. Büyülü gerçekçilik hareketinin gerçeküstücülükle kesiştiği noktada sosyal gerçekçi sinemamız adına bambaşka bir adımdı bu. Derviş Zaim o zamandan bu yana kendini geliştirmedi. Ama kariyerinde bir değişim rüzgarına kapıldı. Üretilen filmlerden “Filler ve Çimen” 2001 ve “Nokta” 2008 aradan BALIK PROBLEMİAma kendisinin metaforlarla ilişki kurmayı çok sevdiğini cümle alem öğrendi. “Devir” 2012 ile birlikte doğa-insan ilişkisi üzerine İtalyan Yeni Gerçekçiliği’nin bitirdiği şeyleri söylemenin peşine düştü. Açıkçası oradaki hayvan zulmüne karşı duran tavır, burada da bir balık’ üzerinden “Balık” 2014, kızı hastalanan bir babanın, şifalı eski cins bir balığı bulmasıyla birlikte girdiği çıkmazı perdeye aktarıyor. Balıkçı kimliğiyle insanları zehirleyecek noktaya gelen Kaya, hayvanların dönüşümünün acı dolu sonuçlarını aydınlatmaya yarıyor. Ama bu bağlamda canlananlar pek doyurucu durmuyor. Besteci Marios Takoushis’in ton değiştiren ezgileri, doğallıkla suçu ve kuşkuyu bir araya getirdiği anlarda, aslında minimal etkiyi iyi VE MÜZİK İYİSinematografinin Bursa’nın puslu havasını mat, cansız renklerle, gri-beyaz arası bir palete ulaştırması atmosferi güçlendiriyor. Filmin “Yer Sarsılıyor”u “La Terra Trema”, 1948 profesyonel oyuncularla doldurup, kasaba yaşamına kara film’ damarıyla yön verme çabası çok tutmuyor. Üstünkörü duruyor. Aylin Zoi Tinel’in modern kurgusu kurtarıcı olamıyor. Ya Bülent İnal’de, ya Sanem Çelik’te, ya da amatör gibi duran diğer oyuncuların hamlelerinde sıkıntı var.“Devir”in entelektüelliği canlanmadığı gibi, balık imgesini tersyüz ederek anlam çıkarma arzusu da faydalı olmuyor. Vasat bir “Tabutta Rövaşata” taklidi, mistisizmle, suçun vicdani çıkarımlarıyla ilişkili bir katmanda canlanıyor. Hapse girmenin dramatik yapının kontrolünden geçmemesi ise profesyonel ekibi işlevsiz hale getiriyor. En ince odak ayarına dahi kafa yoran yönetmen, eline niye vinç geçtiğini çözemiyor. Sabit kameranın dışına çıkınca kendini arka plandaki doyurucu renklere teslim ediyor. Prodüksiyon katkısı bir fayda sağlamıyor. Üçlemenin ikinci filmi, üçüncü halka için bir heyecan NOTU Filmin Adı BalıkYönetmen Derviş ZaimOyuncular Bülent İnal, Sanem Çelik, Gizem Akman, Myroslava KostyevaSüre 90 yılı 2014KEREM AKÇA’NIN VİZYON FİLMLERİ İÇİN YILDIZ TABLOSU Açık Pencereler Open Windows The Equalizer Tarifi The Hundred-Foot Journey Düğüm Kendim ve Annem Les Garçons et Guillaume, à Table! / Me, Myself and Mum O Değilim Rehine Life of Crime Çatlaklar Risse Im Beton 4Bizi Kötüden Koru Deliver Us From Evil 4Cehennem Melekleri 3 The Expendables 3 Jinn 6Çakma Polisler Let’s Be Cops 3Çilek Zehr-i Cin Kasabası Aux Yeux Des Vivants / Among the Living Başlangıç Dracula Untold Gün Days On Earth Yaşarsam If I Stay İçinde Into The Storm Koruyucuları Guardians of the Galaxy Şehri Uğruna Öldürülecek Kadın Sin City A Dame To Kill For 7İnsan Avı A Most Wanted Man 3Karabasan The Babadook 7Kaset İşi Sex Tape Karıncalar Vadisi Minuscule Kız Gone Girl Blind Cüceleri Yaratıklar Aramızda The Boxtrolls Ölümcül Kaçış The Maze Runner Polisler 2 22 Jump Street Prensesi Grace Grace of Monaco Kaplumbağalar Teenage Mutant Ninja Turtles Yakında The Prince The Giver 7Siccin 4Sokak Dansı 5 Rüya Takımı Step Up All In Damatlar Qu'est-ce Qu'on A Fait Au Bon Dieu? 2Şef Chef Uzanan Eller Soğuğu Cold in July Yıldızlar, 10 üzerinden verilmektedir.
Gerek politik gerek mistik bağlamda yerel motiflerle sıkı sıkıya bağlı olduğu için uluslararası arenada net anlaşılmayan Filler ve Çimen’ filminin ardından Çamur’da Zaim evrensel bir açılımı olan metaforları işleme avantajına sahip oldu. Çokuluslu bir ortak yapım olması, müziğini Aşk Zamanı’na imza atan Michael Galasso’nun bestelemesi de filmin diğer avantajları. Bu kez erişim engelini kendi coğrafyasının antik kültürüne vakıf olmayan yerli izleyicinin yaşamamasını umut ederim. Aşırı ataerkil toplum gözünde güme gidecek Kibele mitiyle yola çıkmak en az Kıbrıs gibi Türkiye’de zihinlerin kilitlendiği bir ulusal sorunu sözünü sakınmadan ele almak kadar cesaret ister. Kibeleye iade-i itibar edilecek ve barış içinde yaşanacak güzel günleri özleyen kitle Çamur’un olumlu niteliklerinin ayırdına varacaktır izlerken. Filmin etkileyici tarafı, şaşırtıcı bir olarak, sinemanın genel olarak yapabildiği gibi o insanların yaşadığı deneyimin, size daima yabancı kalabilecek duygusuyla empati kurma, onlar gibi hissetme hakkını, filmin öyküselliğiyle vermiyor olmasında. Film metaforlarla ilerlediğinden bu sembolleri yerleştirmek için epeyce düşünmek gerek. Ama film sağlam bir hikayenin etrafında kurulu olduğundan, gayetle de akıcı bir seyre olanak veriyor…Evet, filmi izlerken filmin sınırsız metaforlarını çözmek istiyoruz. Filmde neler olduğunu anlamak, Kıbrıslıların içinde bulunduğu duruma vakıf olma kazancını getireceği fikrini taşımaya koşullanmışız. Ancak, bence filmin metaforlarla yüklü olması seyirci için bir şaşırtmaca. Edward Said’in Kış Ruhu’nda sürgünlük üzerine söylediği ilk cümleyi aklımıza getirelim. Sürgün hakkında düşünmek tuhaf bir biçimde davetkar birşeydir de, sürgünü yaşamak korkunçtur.’ Biz de film boyunca Kıbrıslıların içinde bulunduğu durumu düşünmek ve anlamlandırmak için tuhaf bir istek duyuyoruz. Ancak film, bence bilinçli olarak bizi karakterlerin sürgünlüğü hakkında düşünmekten alıkoyuyor. Bizi ne düşünmeye davet ediyor, ne de akabinde empati kurmaya kışkırtıyor. Aksine, filmin metaforları yabancılaştıran ögelere dönüşüyor. Ama böylelikle, belki de bir sinema eseri olarak bir başka amaca hizmet ediyor İzleyiciyi filme, dolayısıyla anlattığı daha büyük politik soruna ya da yaşanan travmaya karşı bir mesafede bırakma amacına. Çünkü sanki bizden beklenilen filmle bu şekilde bir iletişim kurmak değil. Bu tarz, kod çözerek yapılacak bir anlamlandırma, bizim aklımıza ya da belki vicdanımıza ulaşmaya daha kolay hizmet edebilirdi. Karakterlerin duygularını içselleştirerek, kendi tanıdık duygularımıza dönüştürebilirdik. Ama konuyu bu yolla evcilleştirme, bilme, böylelikle aşma hakkını tanımıyor bu film bize…Belki de anlayabileceğimiz şey şu Bu deneyim onlar ait, farklı türden bir deneyim. Onlar çok katmanlı çözümsüz bir sürgünü halen yaşıyorlar… Zaim bize sürgün hissinin ne olduğunu filmin zaman duygusuyla bire bir hissettiriyor. Filme duyduğumuz yabancılık duygusu, bir yandan Kıbrıslının yaşamda duyabileceği bir yabancılık duygusuna benzer bir hale geliyor. Zaman fikrinin bu türden uygulaması filmi sinemada çok farklı bir yere oturtuyor. Kıbrıs’la empati, bu filmin verdiği, hiç alışkın olmadığımız tempo üzerinden kurulabiliyor. Çamur’; sakin, kabullenmiş, yumuşak bir tona sahip, aynı zamanda evrensel olmaya çabalayan bir film. Bu filmle hem kişisel ilişkiler üzerinden, hem de toplumsal etkileşimler üzerinden bir öykü anlatan Zaim, mitolojik göndermeler, metaforik görüntüler ve özellikle heykeller yoluyla oluşturulan sembolizm gibi araçları kullanarak masalsı bir sinema dili kuruyor. Çamur’ Kıbrıs’ın hala kanayan yarasını böylesine insancıl ve sinemasal bir öyküyle anlatan ilk film. Hem içsel, hem de fiziksel çıkmazlarla boğuşan, acı çeken, gururlarından ödün vermeyen karakterler, Çamur’u Derviş Zaim filmi yapan etkileyici ögelerden…Yeri geldiğinde sade, beyaz bir sahnede dingin oyuncuları ile, yeri geldiğinde ise parlak renkler ve hareketlerle izleyiciye huzur ve huzursuzluk arası mekik dokutan bir film Çamur. Politik güncelliği olan bir konuya, siyasi genellemelerden çok kişisel platformdan bakan film; heykelin donmuşluğunu, sürekliliğini ve erken halini çamuru ekleyerek anlattığı öyküyü ince bir noktadan yakalamış. Hele bir de filmin Temel’i Taner Birsel Özgürlük kaderi yenebildiğimiz ölçüde vardır’ demiyor mu… Zekice bir metafor bulmuş çamur. Her ne kadar çamur’ kelimenin anlamı itibarıyle kaba bir sembolizmi çağrıştırsa da Zaim öyküsünü daha incelikli kurmayı başarıyor. Bir yanda çamura gittikçe daha da bağlanan Ali’nin yaşamı absürd bir öykü tadında gelişirken diğer yanda abla-nişanlı-Temel üçgeninde yaşananlar daha gerçekçi, daha olumsuz olaylar. Bu arada dört karakterin dokunduğu her noktadan Kıbrıs’ın yakın tarihine ilişkin bir vurgu çıkıyor. İki halkı barıştırma projeleri de, sınırda yaşanan sıcak çatışmalar da, geçmişin acı anılarıyla yaşayanlar da var filmde. Çarpışmalarda bacağını kaybetmiş Ahmet, kameraya birşeyler söylemesini isteyen Temel’e Beni sadece yaramla hatırlarsınız. Yaram olmasa ben bir hiçtim’ diyor. Derviş Zaim’in senaryosunda herşeyin bir açılımı var, her taşın yeri düşünülmüş. Birkaç itiraz Tarih, ancak, hayal edebileceğimiz, gözümüzün önüne getirebileceğimiz bir şeydir. Eğer vakanüvistlikten ya da bir takım kayıtlardan, belgelerden bahsetmiyorsak. Kaldı ki o vakit bile, yazılan hazırlanan, kodlanan bir şeydir, tarih. Ama eğer deneyimlerden, yaşananlardan ve hele, hele toplumların, kültürlerin tarihsel deneyimlerinden ve bireyin bu tarihi kendisi için anlamlandırma çabasından bahsediyorsak çok katmanlı, tahayyüle, tasavvura açık olan ve en önemlisi bugünden bakılarak geçmişin yorumlandığı, yeniden anlatıldığı bir şeydir. Bu yüzden her şeyden çok bir anlatıdır. Ne kadar çok sesli, diyaloga, farklı bakma biçimlerine, katmanlara açık olursa o kadar fazla dokuları hakkında bir fikir edinebileceğimiz bir örgü, bir dokuma gibidir. Toplumsal tarihin içindeki pek çok sorun, üstü örtülerek geçiştirilmiş olanlar, uzayıp giden kan davaları, ertelenmiş ağıtlar, yen içinde inatla saklanan saklatılan kırıklar, yüzleşmeme inatları, yüzleşmeden duyulan derin korkular, konuşmadıkça, karşılaşılmadıkça, çözülmesi giderek zorlaşan düğümlerdir. Dolayısıyla toplumsal tarihinin her anlatısı istense bile, gerçekçi reel, olamaz; hep biraz gerçeküstüdür surreel. Kurulacak her cümle ideolojiktir. Bakışı, bakma biçimlerini yansıtır; semboller, metaforlar, kodlamalar, yüklüdür. Bütün mesele belki, bir anlatının bunların mümkün olan en fazlasını kendinde taşıyabilmesi ve diyaloga açık olmasıdır. Elbette hepimizin bir filmi izlemesinin, o filmle kurduğu ilişkinin, o film üzerine bir fikir üretip üretemeyeceğinin, üretecekse bunun dilinin farklılıkları olacaktır. Filmlere bakışımız, onları ayırt edişimiz, onları sevip sevmeyişimiz bu konudaki tercihlerimiz de farklılaşır. Farklılıklarımızı da pek çok şeye bağlayabiliriz. Ama bir filme bakışımızın ardında profesyonel bir duruş varsa burada bu bakışın eğitilmesi, bakışın işlenme biçiminin üzerinde emek harcanması ve dillendirme ya da yorumlama noktasında herkesten ya da herhangibir film izleyicisinden farklılaşmamız gerektiği gibi sorumluluklarımız da vardır. Elbette bu profesyonel duruşun da içinde farklılıklar sözkonusudur. Eleştirmenlerin, akademisyenlerin, filmin üretiminde bulunanların filmle kuracakları ilişki, onların kendi pratikleriyle de biçimlenecektir. Her ne kadar yaygın olarak biraz demode görülse de bu ilişkinin de bir etiği olduğunu daha doğrusu, bu bakma ve yorumlama sürecinin bir etiği olduğunda ısrar edeceğim. Kültürel çalışmaların tarihi ile yapısalcılık sonrası eleştirinin bize getirdiği gamsız ve keyfe keder, eleştirisiz, çalıştığı şeye kendini kaptırıp gidişi ya da keyfi arasında hiçbir mesafeyi sevmeyen hatta bunu demode ve ilkel bulan bir sonrası hal’, özellikle de popüler kültürün gölgeli ve bulanık sahalarında hedonist bir eleştirmen tipini üretti, piyasalaştırdı. Dolayısıyla baktığımız şeyi sevip sevmediğimiz, anlayıp anlayamadığımız daha da önemlisi bizi eğlendirip eğlendirmediği bütün bakma biçimlerinin ve bakmak, soru sormak, anlamaya, çözmeye çalışmak çabasının yoğun, bilgi birikimi ve emek isteyen sıkıcılığına galip geldi. Ama belki daha da vahim olan bizim beynimizin edindiğimiz konumlar dışında neden her hangi birininkinden daha önemli olduğu konusunda hiçbir sorgulamada bulunmuyor olmamız. Popüler kültür hepimizi sarar ve keyifli de olabilir hatta tüketim kültürü rüzgarlarından da kaçamıyor hatta keyif alıyor olabiliriz ama edindiğimiz konumların hiç mi sorumluluğu yoktur? Eğlenirken durup bir dakika diyerek hiç mi soru sormaz, hiç mi rahatsız olmaz, hiç mi biraz da farklı bir yerden bakıp bu süreci bu deneyimi bir sorgulayalım demeyiz? …. Bir Yönetmen, bir film Çamur’da bireyin tarih bilinci ve sorumluluğu Derviş Zaim, Çamur filminde kendi kişisel tarihine, bu tarihin içinde biçimlendiği kültürel ve toplumsal tarihine böyle bir sorumluluk ve bu sorumluluğun politik estetiği ile bakmaktadır. Derviş Zaim’in filminin kolay akıp, eğlenceli bir seyirlik sunmaması filmi yetersiz ve neredeyse suskun bir eleştiriyle karşı karşıya bıraktı. Bence, yönetmen Türkiye sinemasında bugüne kadar eşine az rastlanır bir etiği gerçekleştirmiştir ve bunun hem yönetmenin kendi film üretme tarihi içinde etik bir yeri ve değeri vardır hem de filmin estetiğinin kuruluşu, anlatısının yapılandırılışı, ve belki de en önemlisi filmi üretme biçimi bu etikle ilişki içindedir. Kendi tarihiyle yüzleşmek, bu yüzleşmeyi yapmadan bir yönetmen olarak yoluna devam etmemek, pek çok ağır tabudan birine, üstelik de bu tabu alanın yaşayan öznelerinden bir olarak bakmaya çalışmak ve o tabu alanın karşısında olabilecek muhtemel bir kamusallığa sözünü söylemek, bakışını netleştirmek, bunu yaparken filmini de, filmin anlatısını ve görselliğini de bu süreçle politik olarak kurmak gibi benim neredeyse Türkiye sinemasında hiç görmediğim bir şeyi yapıyor. Bu da filmin üzerinde çok daha farklı tartışmaları ve çalışmaları hak ettiğini gösteriyor. Oysa bütün tabularla yüzleşme ihtimalleriyle karşılaşmalarımızda olduğu gibi bunu da hemen geçiştirdik; sessizce savuşturduk. Filmler sadece eğlence endüstrisi için üretilmezler, yönetmenlerin iç öyküleri, kendi filmografilerinde geçmeleri gerekli eşikler olabileceği gibi, filmler pek çok farklı nedenle de yapılabilir. Ama eğlenmenin de tek yaygın biçimi olamaz. Tartışmak, fikir alışverişinde bulunmak, bir başkasının bakışı ile karşılaşmak, öğrenmek, sorgulamak, sembolleri, metaforları çözmek, metinler arası ilişkileri fark etmek de birilerinin eğlenme biçimi olabilir. Buradan bakıldığında, Derviş Zaim çok katmanlı, sembollerin birbirine örüldüğü, çok kahramanlı, diyalogu amaçlayan bir öykü anlatıyor. Ama beni en çok etkileyen, anlattığı öykü ile anlatırken kurduğu estetiğinin politik ilişkisi ve buradaki duruşunun sağlamlığı oldu. Özellikle kullandığı ışık ve ışığın etkisiyle yarattığı atmosfer, Brecht tekniğine yakın bir anlatım özelliği kazanıyor. Işık etkisiyle birlikte mekan kullanımı da aynı işlevi üstleniyor. Bu kullanımın bir tesadüf ya da rastgele keşfedilmediğini de daha önceki filmlerine bakarak söylemek mümkün. Açık, net ve işlek metaforlar ve semboller Hastalık, çamur, ölüm, doğum; doğuma kaderden başka kişisel bir tercihi ve dışarıdan müdahaleyi katan bir karar, hatırlama, hatırlatma taşlaşma, taşlaştırma, dile getirme, getirmeme, getirememe, bunların hepsi sözünü ettiğimiz dokunun sağlam ilmekleri ve filmin her bir kahramanıyla birlikte çoğalıyor. Toplumsal tarihin yalnız bırakılmış karanlık çukurlarında sorunların, soruların, çözümsüzlüğün, düşmanlığın, diyalogsuzluğun çamurunda debelenmek ve bu çamurdan medet ummak. Bu bataklık ortamında edindiğimiz yaraları gene o bataklığın balçığın sıvayarak kurtuluşu, iyileşmeyi ummak; doğurganlığı, üretkenliği, yürüyüp yoluna devam edebilmeyi, eksik uzuvlarımızı geri kazanmayı dilemek, kaybettiğimiz sesimizin bize dönmesini beklemek, günahlarımızı, vahşetimizi unutmak, bahanelere sarılmak, bahanenin yetmediği yerde yüzleşmeden kaçmak, sorunlarımızı estetize etmek; Derviş Zaim’in bütün kahramanları bu semboller ve bu durumlar için varlar. Brecht’in kahramanları gibi, limbo bir sahnenin önünde, bize bu sembolik duruşların sürreel oyununu sunuyorlar. Kimseye bakmıyorlar, kimseyle çok fazla göz göze gelmiyorlar ne de doğru dürüst konuşuyorlar; gerektiğinde bile, acemi, soluksuz, isteksiz ve mahcup cümleleri ortada koyverip, başka bir sahneye geçiyorlar. Yani aslında oynamıyor, oyun vermiyorlar. Bir limbo sahneden diğerine geçiyorlar. Parlak ve çiğ bir ışığın altında hem herşeyin çıplak kaldığı hem de sınırların bulanıklaştığı bir ışık altında debelenip duruyorlar. Devinimi kendi dairesinde tamamlayan, hareketi bir başkasına aktarmayan çırpınışlar içinde kendi enerjilerini tüketiyorlar. Bu parlak ışığın ada ışığı olduğunu seziyor olabiliriz; ama daha fazlası için orada bu kadar çiğ, bu kadar çıplak, bir ışık bu. Tıpkı Tabutta Rövaşata’nın fanus ışığı gibi; o basık gökyüzü nasıl kentin kenarındakilerin üstünü kapatıp, onları havasız, umarsız, nefessiz bırakıyorsa ya da Filler ve Çimen’deki o ebruli gökyüzü kaypak ve sürekli yer değiştiren ve karakterlerinin eşitsiz bir gökyüzünün altında kaygan bir zeminde ne kadar da zor ayakta kalabileceklerini anlatıyorsa; burada da çoklu anlatıcıların, anlatı katmanlarının, farklı sembollerin kendilerini katmerlendirecekleri, eşit bir ışığın altında görünür olmalarını sağlıyor. Işık bir araç olarak kendi anlatısını kuruyor, tıpkı Brecht yöntemlerinin her aracının kendi anlatısını kazanıp özgürleştirmesinde olduğu gibi. Her araç eşit ve bağımsız birer anlatı katmanına dönüşüyor. Işık, mekan, oyuncular, oyunculuk, müzik, filmin dünyasını yaratıp onu desteklemek için değil, bu çoklu ve çok katmanlı öykülere farklı katlar açmak açabilmek için varoluyorlar. Ve mekan da kendi anlatısını kuruyor. Bir o kadar çıplak, bir o kadar bulanık. Hiçbir turistik ya da izlenimci zevke alet edilmeden çünkü bu mekan zevkin değil, hesaplaşmanın, yüzleşmenin, yalnız bırakılmışlığın mekanı. Ancak kazılarak içinden çıkabileceklerden medet umulan ve sırları saklayan, konuşmayan, terkedilmiş mekan, izleri saklasın, tarihi, acıları, günahları gömsün diye önümüzde uzanıyor. Bu mekan kurgusu ve ışık altında bütün karakterler ve öyküleri de önde, hemen önümüzde. Bu önde’ sunum özelliği de diğerleri kadar önemli bir anlatı oluşturuyor. Karakterler hemen önümüzde bize mazeretleri sunulmaksızın çaresiz ve bir anda bu çaresizlikleriyle karşımızdalar ve bizi de izleyici olarak zor durumda bırakıyorlar. Ah keşke birinin öyküsünü tek başına ve daha detaylı izleseydik rahatlardık. Ama öyle olmuyor, onlar orada gözlerimizin önünde izah edilmemiş bir çaresizliğin, bakımsızlığın, ortasında bizi yalnız, avuntusuz bırakıyorlar. Filmin umudu ya da bize de aktardığı umut da bu noktada başlıyor. Ölüm doğumu da beraberinde getiriyor. Avunamadığımızda yaşama yeniden bağlanıyoruz. Böylece Derviş Zaim politik filmler yapmıyor; filmleri politik olarak yapıyor. Derviş Zaim, çok boyutlu, cesur bir filmle karşımızda. Venedik Film Festivali’nin ilk gününde basına gösterilen Çamur’, politik güncelliği sıcak bir konuyu, bölünmüş Kıbrıs gerçeğini, berrak bir bilinç eşliğinde hümanist bir yaklaşımla, incelikli bir sinema diliyle işliyor…Sıcak savaş, barış, kin, nefret, dostluk ve sevgi gibi konuları siyah beyaz yaklaşımların tuzağına düşmeden işlemek kuşkusuz zordur. Karmaşık gerçeği ve hassas dengeleriyle yaklaşık 50 yıldan beri dünyanın politik gündeminden eksik olmayan bir konuyu, sinema sanatından taviz vermeden beyazperdeye aktarmak da en azından cesaret isteyen bir girişimdir. Zaim, bu zorlukların bilinciyle konusuna çok boyutlu bir yaklaşımla eğilmiş. Hem simgesel, hem de gerçeküstü, hem gerçekçi boyutların koşut olarak harmanlandığı bu film, yönetmene, konunun karmaşıklığını izleyiciye daha rahatlıkla duyurma olanağı tanımış. Özellikle Kıbrıs konusunu bilmeyen, daha da kötüsü, tek yanlı bazı bilgilerle yönlendirilmiş izleyiciye farklı gerçekleri karşıt görüşlere de yer vererek duyarlı bir dille ileten Çamur’, adanın kültürel çoksesliliği ve tarihsel mirasının zenginliğiyle yoğrulmuş, düşünsel açıdan son derece dürüst bir film.
Çamur Çamur KonusuÇamur Çamur izle, filmi izlemek için Hemen İzle tuşuna basarak izleyebilirsiniz. Yönetmenlik koltuğunda Derviş Zaim’in oturduğu dram filmi Çamur, başrollerinde Mustafa Uğurlu’nun yer aldığı 2003 yapımlı Türk filmidir. Çamur Filminin Konusu Filmde isimlendiremediği bir hastalığa yakalanan adamın, bir çamurdan şifa bulduğunu düşünmesi ve yaşadığı zorlu süreçler anlatılmaktadır. Ali Mustafa Uğurlu ,Kıbrıs’ta askerlik yapmaktadır. Askerliğinin son günlerinde değişik bir hastalığa yakalanır. Bu hastalık sebebiyle konuşmamakta ve kendini ifade edememektedir. Nöbetler geçirmeye ve ruh halinde değişikliklerin meydana geldiğini görür. Askerlik yaptığı yerde şifalı bir çamur birikintisinde şifayı bulacağına inanır. Çamur’u alıp üzerine sürerken zamanla hastalığına gerçekten iyi geldiğini fark eder. Kazıdığı çamur’un altında eski bir bereket tanrıçası figürü bulacaktır. Ancak bu figür Ali’nin başını belaya sokacaktır. Çamur Çamur Oyuncuları, Yönetmeni ve Ekibi Oyuncular Ekip Unknown
derviş zaim çamur filmi izle