🎨 Imanla Ilgili Ayetler Arapça Ve Türkçe

İbadet etmek ve duada bulunmak isteyenler tarafından Ayetel Kürsi duasının anlamı, önemi merak ediliyor. Halk tarafından Ayetel Kürsi duası ya da suresi şeklinde bilinmesine rağmen Kur'an-ı Kerim içerisinde yer alan bir ayettir. Ayetel Kürsi, Bakara Suresi'nin 255. ayetidir. Anlamı itibariyle Allah'ın kürsüsü manasına İmanla Can Verme Duası Arapça : Allâhumme innî es’elüke hayrel mes’eleti ve hayredduâi ve hayrennecâhi ve hayrel ameli hayressevâbi ve hayrel hayâti ve hayrel memâti ve ve sebitnî ve sakkil mevâzinî ve hakkik îmânî verfeğ derecetî ve takabbel salâtî vağfir hatîetî. ve es’elüked-derecâtil ulâ minel- cenneti, âmîn. İman ve Amel ilişkisini konu alan Kuran Ayetleri: Şüphesiz iman edip salih ameller işleyen, namazı dosdoğru kılan ve zekâtı verenlerin mükâfatları Rableri katındadır. Onlara korku yoktur. Onlar mahzun da olmayacaklardır. ( Bakara Suresi 277) (Fakat) iman edip salih ameller işleyenlere gelince, Rableri onları imanları İmam Buhari Ve El-Câmi’s-Sahîh Hakkında On Beş Makalenin Literatür Bilgisi. 1- Ali b. Abdilkâfî es-Sübkî, Takıyyuddîn, İmam Şâfiî’nin “Hadis Sahihse Mezhebim Odur” Sözünün Anlamı, çeviren İshak Emin Aktepe, Din Bilimleri Akademik Araştırma Dergisi _ [www.dinbilimleri.com], 2009, cilt: IX, sayı: 3, s. 293-321. Peygamberefendimiz, Allahü teâlâdan izin aldıktan sonra, yakınlarına ve imanı olan herkese şefaat edecektir. Yukarıdaki âyet-i kerimeleri açıklayan bir hadis-i şerif meali şöyledir: (İmanla ölen herkese şefaat edeceğim.) [Buhari, Müslim] Şefaatle ilgili âyet ve hadisleri inkâr etmek, nasıl normal karşılanır? “Kurban” kavramı Kur'an’da yedi sure içinde 13 ayette geçer. Bunlardan dokuzu; 22. Hacc Suresi (28, 30, 34 ve 37. ayetler), 5. Maide Suresi (2, 95 ve 97. ayetler), 48. Fetih Suresi ( 25. Ayet) ve 2. Bakara Suresi (196. Ayet)’de geçmektedir. Diğer dördü de 3. Âli İmrân ve 6. En’Am surelerinde genel nitelikte geçmektedir. BYke. Akademi Yazarları Akademik Dünya Akademik Haberler Akademik Takvimler Akaid Akaid Ders Notları Alim Amerika Tarihi Amerika Tarihi Ders Notları Amerikan Sineması Ders Notları Analiz Antik Yunan Felsefesi Antik Yunan Felsefesi Ders Notları Antropoloji Antropoloji Ders Notları Araştırmacı Asker Asya Tarihi Asya Tarihi Ders Notları Avrupa Sineması Avrupa Sineması Ders Notları Avrupa Tarihi Avrupa Tarihi Ders Notları Bestekar Bilim insanı Bilim-Teknoloji Biyografi Cuma Yazıları Cumhurbaşkanı Çeviri Çiftçi Çocuk Eğitimi Çocuk Eğitimi Ders Notları Ders Notları Duyurular Dünya Dünya Edebiyatı Dünya Edebiyatı Ders Notları Dünya Tarihi Ders Notları Düşünür Edebiyat Eğitim Eğitim Kuramları Eğitim Kuramları Ders Notları Eğitimci Ekonomi Eski Mısır Eski Mısır Ders Notları Etkinlikler Felsefe Fikriyat Özel Fotoğraf Fotoğrafçı Gazeteci Geleneksel Sanatlar Genel Genel Gökbilimci Gündem Hadis Hadis Ders Notları Hanende Hattat Hekim Hint Sineması Hint Sineması Ders Notları İlahiyat İlahiyatçı İslam İslam İslam Ders Notları İslam Dünyası İslam Felsefesi İslam Felsefesi Ders Notları İslam Tarihi İslam Tarihi Ders Notları Kavramlar Kavramlar Ders Notları Kebikeç Kimdir Kitap Tahlili Klasik Batı Müziği Klasik Batı Müziği Ders Notları Klasik Türk Müziği Klasik Türk Müziği Ders Notları Kur'an Kur'an Ders Notları Kült Filmler Kült Filmler Ders Notları Kültür Sanat Listeler Makaleler Meal Meal Ders Notları Medya Mefhum Milletvekili Mimar Modern Felsefe Modern Felsefe Ders Notları Muhaddis Mutasavvıf Müezzin Mühendis Müzik Neyzen Osmanlı Padişahı Osmanlı Sadrazamı Osmanlıca Pedagoji Peygamber Psikolog Psikoloji Psikoloji Bilimi Psikoloji Bilimi Ders Notları Ramazan Ressam Rus Sineması Rus Sineması Ders Notları Sağlık Sahabi Sahaf Sıkça Sorulan Sorular Sinema Siyaset Siyasetçi Siyer Siyer Ders Notları Sosyolog Sosyoloji Sosyoloji Bilimi Sosyoloji Bilimi Ders Notları Spor Statik Sunucu Şair Tarih Tarihçi Tefsir Ders Notları Tercüman Türk Edebiyatı Türk Edebiyatı Ders Notları Türk Halk Müziği Türk Halk Müziği Ders Notları Türk Sineması Ders Notları Türk Tarihi Ders Notları Uzakdoğu Sineması Uzakdoğu Sineması Ders Notları Üniversiteler Ünlü Filozoflar Ünlü Filozoflar Ders Notları Ünlü Psikologlar Ünlü Psikologlar Ders Notları Ünlü Sanatçılar Ünlü Sanatçılar Ders Notları Ünlü Sosyologlar Ünlü Sosyologlar Ders Notları Ünlü Yazarlar ve Şairler Ünlü Yazarlar ve Şairler Ders Notları Ünlü Yönetmenler Vav Radyo İslam Vav Tv Yakın Tarih Ders Notları Yaşam Yazar Yazarlar Yönetmen Bakara / 120. Ayet وَلَنْ تَرْضٰى عَنْكَ الْيَهُودُ وَلَا النَّصَارٰى حَتّٰى تَتَّبِعَ مِلَّتَهُمْۜ قُلْ اِنَّ هُدَى اللّٰهِ هُوَ الْهُدٰىۜ وَلَئِنِ اتَّبَعْتَ اَهْوَٓاءَهُمْ بَعْدَ الَّذ۪ي جَٓاءَكَ مِنَ الْعِلْمِۙ مَا لَكَ مِنَ اللّٰهِ مِنْ وَلِيٍّ وَلَا نَص۪يرٍ Onların dinlerine tâbi oluncaya kadar ne yahudiler ne de hıristiyanlar senden asla râzı olmayacaklardır. De ki “Dosdoğru yol, Allah’ın gösterdiği İslâm yoludur.” Eğer sana gelen ilimden sonra, onların hevâ ve heveslerine uyacak olursan, bilesin ki seni Allah’ın gazabından koruyacak ne bir dostun olur ne de bir yardımcın. Bakara / 145. Ayet وَلَئِنْ اَتَيْتَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ بِكُلِّ اٰيَةٍ مَا تَبِعُوا قِبْلَتَكَۚ وَمَٓا اَنْتَ بِتَابِعٍ قِبْلَتَهُمْۚ وَمَا بَعْضُهُمْ بِتَابِعٍ قِبْلَةَ بَعْضٍۜ وَلَئِنِ اتَّبَعْتَ اَهْوَٓاءَهُمْ مِنْ بَعْدِ مَا جَٓاءَكَ مِنَ الْعِلْمِۙ اِنَّكَ اِذًا لَمِنَ الظَّالِم۪ينَۢ Kendilerine kitap verilenlere her türlü delil ve mûcizeyi getirsen, yine de senin kıblene dönmezler. Sen de hiçbir zaman onların kıblesine dönecek değilsin! Zâten onlar birbirlerinin kıblesine de dönmezler. Şâyet sana gelen ilimden sonra onların arzularına uyarsan, o vakit sen mutlaka zâlimlerden olursun! Âl-i İmrân / 7. Ayet هُوَ الَّذ۪ٓي اَنْزَلَ عَلَيْكَ الْكِتَابَ مِنْهُ اٰيَاتٌ مُحْكَمَاتٌ هُنَّ اُمُّ الْكِتَابِ وَاُخَرُ مُتَشَابِهَاتٌۜ فَاَمَّا الَّذ۪ينَ ف۪ي قُلُوبِهِمْ زَيْغٌ فَيَتَّبِعُونَ مَا تَشَابَهَ مِنْهُ ابْتِغَٓاءَ الْفِتْنَةِ وَابْتِغَٓاءَ تَأْو۪يلِه۪ۚ وَمَا يَعْلَمُ تَأْو۪يلَهُٓ اِلَّا اللّٰهُۢ وَالرَّاسِخُونَ فِي الْعِلْمِ يَقُولُونَ اٰمَنَّا بِه۪ۙ كُلٌّ مِنْ عِنْدِ رَبِّنَاۚ وَمَا يَذَّكَّرُ اِلَّٓا اُو۬لُوا الْاَلْبَابِ Sana kitabı indiren O’dur. O kitabın bir kısmı muhkem âyetlerden meydana gelir ki bunlar, kitabın esası ve özüdür. Bir kısmı da müteşâbih âyetlerdir. Kalplerinde eğrilik bulunanlar, sırf fitne çıkarmak ve kendi arzularına göre onun yorumunu yapmak düşüncesiyle müteşâbih âyetlerin peşine düşerler. Halbuki bunların kesin anlamlarını Allah’tan başka kimse bilemez. İlimde derinleşmiş olanlar ise “Biz bunlara inandık, hepsi de Rabbimizin katındandır” derler. Ancak gerçek akıl ve idrak sahipleri hakkıyla düşünüp öğüt alır. Âl-i İmrân / 18. Ayet شَهِدَ اللّٰهُ اَنَّهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۙ وَالْمَلٰٓئِكَةُ وَاُو۬لُوا الْعِلْمِ قَٓائِمًا بِالْقِسْطِۜ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُۜ Allah, adâleti ayakta tutarak, kendisinden başka hiçbir ilâhın olmadığına bizzat şâhittir. Ayrıca bütün melekler ve kendilerine ilim verilmiş olanlar da tam bir doğruluk, adâlet ve hakkâniyet içinde aynı gerçeğe şâhittirler. Evet, O’ndan başka bir ilâh yoktur. O, kudreti dâimâ üstün gelen, her hükmü ve işi hikmetli ve sağlam olandır. Âl-i İmrân / 19. Ayet اِنَّ الدّ۪ينَ عِنْدَ اللّٰهِ الْاِسْلَامُ۠ وَمَا اخْتَلَفَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ اِلَّا مِنْ بَعْدِ مَا جَٓاءَهُمُ الْعِلْمُ بَغْيًا بَيْنَهُمْۜ وَمَنْ يَكْفُرْ بِاٰيَاتِ اللّٰهِ فَاِنَّ اللّٰهَ سَر۪يعُ الْحِسَابِ Şüphesiz Allah katında tek makbul din İslâm’dır. Ehl-i kitap, ancak kendilerine Peygamber’in hak olduğuna dâir bilgi geldikten sonra, aralarındaki kıskançlık yüzünden anlaşmazlığa düştüler. Artık kim Allah’ın âyetlerini inkâr ederse, şunu bilsin ki Allah, elbette hesâbı çok çabuk görendir. Âl-i İmrân / 61. Ayet فَمَنْ حَٓاجَّكَ ف۪يهِ مِنْ بَعْدِ مَا جَٓاءَكَ مِنَ الْعِلْمِ فَقُلْ تَعَالَوْا نَدْعُ اَبْنَٓاءَنَا وَاَبْنَٓاءَكُمْ وَنِسَٓاءَنَا وَنِسَٓاءَكُمْ وَاَنْفُسَنَا وَاَنْفُسَكُمْ ثُمَّ نَبْتَهِلْ فَنَجْعَلْ لَعْنَتَ اللّٰهِ عَلَى الْكَاذِب۪ينَ Sana gerçek bilgi geldikten sonra, kim seninle İsa hakkında münâkaşa ederse onlara de ki “İddianızda samimi iseniz gelin oğullarımızı ve oğullarınızı, hanımlarımızı ve hanımlarınızı, öz nefislerimizi ve öz nefislerinizi çağıralım, sonra gönülden dua edelim de Allah’ın lânetinin yalancılar üzerine inmesini dileyelim.” Nisâ / 162. Ayet لٰكِنِ الرَّاسِخُونَ فِي الْعِلْمِ مِنْهُمْ وَالْمُؤْمِنُونَ يُؤْمِنُونَ بِمَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكَ وَمَٓا اُنْزِلَ مِنْ قَبْلِكَ وَالْمُق۪يم۪ينَ الصَّلٰوةَ وَالْمُؤْتُونَ الزَّكٰوةَ وَالْمُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِۜ اُو۬لٰٓئِكَ سَنُؤْت۪يهِمْ اَجْرًا عَظ۪يمًا۟ Fakat onlardan ilimde derinleşmiş olanlar ile, sana indirilene ve senden önce indirilen kitaplara iman eden mü’minlere; özellikle namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren, Allah’a ve âhiret gününe iman edenlere pek büyük bir mükâfat vereceğiz. En'âm / 80. Ayet وَحَٓاجَّهُ قَوْمُهُۜ قَالَ اَتُحَٓاجُّٓونّ۪ي فِي اللّٰهِ وَقَدْ هَدٰينِۜ وَلَٓا اَخَافُ مَا تُشْرِكُونَ بِه۪ٓ اِلَّٓا اَنْ يَشَٓاءَ رَبّ۪ي شَيْـًٔاۜ وَسِعَ رَبّ۪ي كُلَّ شَيْءٍ عِلْمًاۜ اَفَلَا تَتَذَكَّرُونَ Kavmi İbrâhim’le tartışmaya girişti. İbrâhim onlara şunları söyledi “Şimdi siz benimle Allah hakkında mı tartışıyorsunuz? Oysa Allah beni doğru yola iletmiş bulunuyor. Ben, sizin Allah’a ortak koştuğunuz şeylerden korkmam. Çünkü ben inanıyorum ki, Rabbimin izni ve iradesi olmadan hiçbir varlık bana zarar veremez. Rabbimin ilmi her şeyi kuşatmıştır. Hiç düşünüp öğüt almaz mısınız?” En'âm / 119. Ayet وَمَا لَكُمْ اَلَّا تَأْكُلُوا مِمَّا ذُكِرَ اسْمُ اللّٰهِ عَلَيْهِ وَقَدْ فَصَّلَ لَكُمْ مَا حَرَّمَ عَلَيْكُمْ اِلَّا مَا اضْطُرِرْتُمْ اِلَيْهِۜ وَاِنَّ كَث۪يرًا لَيُضِلُّونَ بِاَهْوَٓائِهِمْ بِغَيْرِ عِلْمٍۜ اِنَّ رَبَّكَ هُوَ اَعْلَمُ بِالْمُعْتَد۪ينَ Allah’ın ismi anılarak kesilmiş hayvanların etlerini yemenize engel olan nedir? Oysa Allah, zarûret hâlinde yiyebileceğiniz şeyler dışında, size neleri haram kıldığını açık açık bildirmiştir. Doğrusu pek çok kimse, kesin bir bilgiye dayanmaksızın kendi temelsiz ve asılsız görüşleriyle insanları doğru yoldan saptırıyorlar. Şüphesiz Rabbin haddi aşanları çok iyi bilir. En'âm / 143. Ayet ثَمَانِيَةَ اَزْوَاجٍۚ مِنَ الضَّأْنِ اثْنَيْنِ وَمِنَ الْمَعْزِ اثْنَيْنِۜ قُلْ آٰلذَّكَرَيْنِ حَرَّمَ اَمِ الْاُنْثَيَيْنِ اَمَّا اشْتَمَلَتْ عَلَيْهِ اَرْحَامُ الْاُنْثَيَيْنِۜ نَبِّؤُ۫ن۪ي بِعِلْمٍ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَۙ Allah erkekli, dişili çiftler hâlinde sekiz hayvan yarattı Koyundan iki, keçiden iki. De ki “Allah iki erkeği mi haram kıldı, yoksa iki dişiyi mi? Yoksa o iki dişinin rahimlerinde bulunan yavruları mı? Eğer doğru söylüyorsanız, kesin bir bilgi ve belgeye dayanarak bana cevap verin! En'âm / 148. Ayet سَيَقُولُ الَّذ۪ينَ اَشْرَكُوا لَوْ شَٓاءَ اللّٰهُ مَٓا اَشْرَكْنَا وَلَٓا اٰبَٓاؤُ۬نَا وَلَا حَرَّمْنَا مِنْ شَيْءٍۜ كَذٰلِكَ كَذَّبَ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْ حَتّٰى ذَاقُوا بَأْسَنَاۜ قُلْ هَلْ عِنْدَكُمْ مِنْ عِلْمٍ فَتُخْرِجُوهُ لَنَاۜ اِنْ تَتَّبِعُونَ اِلَّا الظَّنَّ وَاِنْ اَنْتُمْ اِلَّا تَخْرُصُونَ Müşrikler “Eğer Allah dileseydi ne biz O’na ortak koşabilirdik ne de babalarımız; ne de herhangi bir şeyi haram kılabilirdik!” diyecekler. Onlardan öncekiler de, azabımızı tadıncaya kadar peygamberlerini böyle yalanlamışlardı. Şöyle de “Sizin yanınızda, çıkarıp bize göstereceğiniz kesin bir bilgi ve belgeniz var mı? Varsa gösterin! Siz sadece kuru bir zanna uyuyorsunuz ve siz ancak asılsız tahminlerle yalan söylüyorsunuz.” A'râf / 7. Ayet فَلَنَقُصَّنَّ عَلَيْهِمْ بِعِلْمٍ وَمَا كُنَّا غَٓائِب۪ينَ Sonra olup biten her şeyi kesin bir bilgiye dayanarak kendilerine anlatacağız. Çünkü biz, hiçbir zaman onlardan uzak ve habersiz değildik. A'râf / 89. Ayet قَدِ افْتَرَيْنَا عَلَى اللّٰهِ كَذِبًا اِنْ عُدْنَا ف۪ي مِلَّتِكُمْ بَعْدَ اِذْ نَجّٰينَا اللّٰهُ مِنْهَاۜ وَمَا يَكُونُ لَنَٓا اَنْ نَعُودَ ف۪يهَٓا اِلَّٓا اَنْ يَشَٓاءَ اللّٰهُ رَبُّنَاۜ وَسِعَ رَبُّنَا كُلَّ شَيْءٍ عِلْمًاۜ عَلَى اللّٰهِ تَوَكَّلْنَاۜ رَبَّنَا افْتَحْ بَيْنَنَا وَبَيْنَ قَوْمِنَا بِالْحَقِّ وَاَنْتَ خَيْرُ الْفَاتِح۪ينَ “Allah bizi sizin o bâtıl dîninizden ve yolunuzdan kurtardıktan sonra yeniden ona dönersek, bu takdirde elbette yalan isnadıyla Allah’a iftirada bulunmuş oluruz. Doğrusu Rabbimiz Allah’ın dilemesi hâriç, bizim sizin bâtıl dîninize dönmemiz asla sözkonusu değildir. Rabbimizin ilmi her şeyi kuşatmıştır. Biz yalnızca Allah’a güvenip dayandık.” Sonra Allah’a yönelerek “Rabbimiz! Sen bizimle kavmimiz arasında hükmünü ver. Çünkü hüküm verenlerin en hayırlısı sensin!” diye yalvardı. Yunus / 93. Ayet وَلَقَدْ بَوَّأْنَا بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَ مُبَوَّاَ صِدْقٍ وَرَزَقْنَاهُمْ مِنَ الطَّيِّبَاتِۚ فَمَا اخْتَلَفُوا حَتّٰى جَٓاءَهُمُ الْعِلْمُۜ اِنَّ رَبَّكَ يَقْض۪ي بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ ف۪يمَا كَانُوا ف۪يهِ يَخْتَلِفُونَ Biz, İsrâiloğulları’nı güzel bir bölgeye yerleştirdik, onları temiz ve hoş nimetlerle rızıklandırdık. Onlar ise, kendilerine ilim geldikten sonra anlaşmazlığa düştüler. Hiç şüphesiz Rabbin, anlaşmazlığa düştükleri hususlarda kıyâmet günü aralarında hüküm verecektir. Yusuf / 22. Ayet وَلَمَّا بَلَغَ اَشُدَّهُٓ اٰتَيْنَاهُ حُكْمًا وَعِلْمًاۜ وَكَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِن۪ينَ Yûsuf olgunluk çağına erişince ona hüküm ve ilim verdik. İşte biz, iyilik eden ve işini güzel yapanları böyle mükâfatlandırırız. Yusuf / 68. Ayet وَلَمَّا دَخَلُوا مِنْ حَيْثُ اَمَرَهُمْ اَبُوهُمْۜ مَا كَانَ يُغْن۪ي عَنْهُمْ مِنَ اللّٰهِ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا حَاجَةً ف۪ي نَفْسِ يَعْقُوبَ قَضٰيهَاۜ وَاِنَّهُ لَذُو عِلْمٍ لِمَا عَلَّمْنَاهُ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ۟ Onlar babalarının emrettiği şekilde Mısır’a girdiler. Fakat bu tedbir, Allah’ın onlar için yazdığı hiçbir şeyi kendilerinden uzaklaştıramadı. Ancak Yâkub, evlatlarını korumak maksadıyla içindeki bir dileği yerine getirmiş oldu. Şüphesiz o, kendisine öğrettiğimiz husûsî bir ilim sahibiydi; fakat insanların çoğu bunu bilmez. Ra'd / 37. Ayet وَكَذٰلِكَ اَنْزَلْنَاهُ حُكْمًا عَرَبِيًّاۜ وَلَئِنِ اتَّبَعْتَ اَهْوَٓاءَهُمْ بَعْدَ مَا جَٓاءَكَ مِنَ الْعِلْمِۙ مَا لَكَ مِنَ اللّٰهِ مِنْ وَلِيٍّ وَلَا وَاقٍ۟ Böylece biz Kur’an’ı Arapça dilinde nihâî bir hüküm ve hikmet kaynağı olarak indirdik. Şâyet, sana İlim’den gelen bu kadar gerçekten sonra onların arzu ve isteklerine uyarsan, seni Allah’ın azabından kurtaracak ne bir dost bulabilirsin, ne de bir koruyucu. Nahl / 27. Ayet ثُمَّ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ يُخْز۪يهِمْ وَيَقُولُ اَيْنَ شُرَكَٓاءِيَ الَّذ۪ينَ كُنْتُمْ تُشَٓاقُّونَ ف۪يهِمْۜ قَالَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْعِلْمَ اِنَّ الْخِزْيَ الْيَوْمَ وَالسُّٓوءَ عَلَى الْكَافِر۪ينَۙ Sonra kıyâmet gününde Allah onları rezil ve perişan eder de “Hani nerede o sizin uğrunda mü’minlere düşman kesildiğiniz sözde ortaklarım?” diye sorar. Kendilerine ilim verilenler ise “Bu gün her türlü rezillik ve azap kâfirlerin üzerinedir” derler. İsrâ / 85. Ayet وَيَسْـَٔلُونَكَ عَنِ الرُّوحِۜ قُلِ الرُّوحُ مِنْ اَمْرِ رَبّ۪ي وَمَٓا اُو۫ت۪يتُمْ مِنَ الْعِلْمِ اِلَّا قَل۪يلًا Rasûlüm! Sana rûhun ne olduğunu soruyorlar. De ki “Rûh Rabbimin bir emrinden, sadece O’nun bileceği işlerdendir. Bu hususta size pek sınırlı bilgi edinme imkânı verilmiştir. İsrâ / 107. Ayet قُلْ اٰمِنُوا بِه۪ٓ اَوْ لَا تُؤْمِنُواۜ اِنَّ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْعِلْمَ مِنْ قَبْلِه۪ٓ اِذَا يُتْلٰى عَلَيْهِمْ يَخِرُّونَ لِلْاَذْقَانِ سُجَّدًاۙ De ki “Kur’an’a ister inanın, ister inanmayın.” Daha önce kendilerine ilim verilmiş olan öyleleri var ki, onlara Kur’an okunduğu zaman derhal yüzüstü secdeye kapanırlar. Kehf / 65. Ayet فَوَجَدَا عَبْدًا مِنْ عِبَادِنَٓا اٰتَيْنَاهُ رَحْمَةً مِنْ عِنْدِنَا وَعَلَّمْنَاهُ مِنْ لَدُنَّا عِلْمًا Kayanın yanına vardıklarında, seçkin kullarımızdan kendisine tarafımızdan bir rahmet verdiğimiz ve nezdimizden husûsî bir ilim öğrettiğimiz bir kul buldular. Meryem / 43. Ayet يَٓا اَبَتِ اِنّ۪ي قَدْ جَٓاءَن۪ي مِنَ الْعِلْمِ مَا لَمْ يَأْتِكَ فَاتَّبِعْن۪ٓي اَهْدِكَ صِرَاطًا سَوِيًّا “Babacığım! İnan ki, sana ulaşmayan bir bilgi bana gelmiştir. Öyleyse bana uy da seni dosdoğru bir yola eriştireyim.” Tâ-Hâ / 98. Ayet اِنَّمَٓا اِلٰهُكُمُ اللّٰهُ الَّذ۪ي لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۜ وَسِعَ كُلَّ شَيْءٍ عِلْمًا Şüphesiz sizin ilâhınız ancak Allah’tır. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. O’nun ilmi her şeyi kuşatmıştır. Enbiyâ / 74. Ayet وَلُوطًا اٰتَيْنَاهُ حُكْمًا وَعِلْمًا وَنَجَّيْنَاهُ مِنَ الْقَرْيَةِ الَّت۪ي كَانَتْ تَعْمَلُ الْخَبَٓائِثَۜ اِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمَ سَوْءٍ فَاسِق۪ينَۙ Lût’a da hüküm ve ilim verdik. Onu, halkı pek iğrenç işler yapan memleketten kurtardık. Gerçekten o halk, bütünüyle yoldan çıkmış çok kötü bir topluluk idiler. Enbiyâ / 79. Ayet فَفَهَّمْنَاهَا سُلَيْمٰنَۚ وَكُلًّا اٰتَيْنَا حُكْمًا وَعِلْمًاۘ وَسَخَّرْنَا مَعَ دَاوُ۫دَ الْجِبَالَ يُسَبِّحْنَ وَالطَّيْرَۜ وَكُنَّا فَاعِل۪ينَ Biz, sözkonusu dâvada en isabetli hükmü Süleyman’a bildirdik. Zâten biz, her birine hüküm ve ilim vermiştik. Dağları ve kuşları Dâvûd’un emrine râm ettik; onunla beraber Allah’ı tesbih ediyorlardı. Gerçekten biz, dilediğimiz her şeyi yapma kudretine sa­hi­biz. Hac / 54. Ayet وَلِيَعْلَمَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْعِلْمَ اَنَّهُ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكَ فَيُؤْمِنُوا بِه۪ فَتُخْبِتَ لَهُ قُلُوبُهُمْۜ وَاِنَّ اللّٰهَ لَهَادِ الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍ Bir de Allah, kendilerine ilim verilenler o Kur’an’ın sana Rabbinden gelen bir gerçek olduğunu bilsin, ona iman etsin, gönülleri de ona karşı tam bir saygı ve bağlanma hissiyle dolsun diye buna müsaade eder. Hiç şüphesiz Allah, iman edenleri her meselede doğru bir yola ve isabetli bir tavra yöneltir. Neml / 15. Ayet وَلَقَدْ اٰتَيْنَا دَاوُ۫دَ وَسُلَيْمٰنَ عِلْمًاۚ وَقَالَا الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ي فَضَّلَنَا عَلٰى كَث۪يرٍ مِنْ عِبَادِهِ الْمُؤْمِن۪ينَ Doğrusu biz Dâvûd’a ve Süleyman’a husûsî bir ilim verdik. İkisi de “Bizi mü’min kullarının birçoğuna üstün kılan Allah’a hamdolsun” dediler. Neml / 42. Ayet فَلَمَّا جَٓاءَتْ ق۪يلَ اَهٰكَذَا عَرْشُكِۜ قَالَتْ كَاَنَّهُ هُوَۚ وَاُو۫ت۪ينَا الْعِلْمَ مِنْ قَبْلِهَا وَكُنَّا مُسْلِم۪ينَ Belkıs gelince “Bak bakalım, bu senin tahtın olmasın?” dendi. O da “Evet, sanki o! Zâten bize daha önce bu mûcize hakkında bilgi ulaşmış, senin peygamber olduğunu anlamış ve biz müslüman olmuştuk” dedi. Kasas / 14. Ayet وَلَمَّا بَلَغَ اَشُدَّهُ وَاسْتَوٰٓى اٰتَيْنَاهُ حُكْمًا وَعِلْمًاۜ وَكَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِن۪ينَ Mûsâ yiğitlik çağına erişip bedenen ve zihnen iyice olgunlaşınca ona hüküm ve ilim verdik. İşte biz iyilik eden ve işini güzel yapanları böyle mükâfatlandırırız. Kasas / 80. Ayet وَقَالَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْعِلْمَ وَيْلَكُمْ ثَوَابُ اللّٰهِ خَيْرٌ لِمَنْ اٰمَنَ وَعَمِلَ صَالِحًاۚ وَلَا يُلَقّٰيهَٓا اِلَّا الصَّابِرُونَ Kendilerine gerçeğin ilmi verilmiş olanlar ise o şaşkınlara “Yazıklar olsun size! İman edip sâlih ameller işleyenler için, Allah’ın âhirette vereceği mükâfat daha hayırlıdır. Buna da ancak hakkiyle sabredenler kavuşacaktır” dediler. Ankebût / 49. Ayet بَلْ هُوَ اٰيَاتٌ بَيِّنَاتٌ ف۪ي صُدُورِ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْعِلْمَۜ وَمَا يَجْحَدُ بِاٰيَاتِنَٓا اِلَّا الظَّالِمُونَ Hayır! Gerçekte bu Kur’an, kendilerine ilim verilenlerin gönüllerinde yer eden apaçık âyetlerdir. Bizim âyetlerimizi zâlimlerden başkası inkâr etmez. Rûm / 56. Ayet وَقَالَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْعِلْمَ وَالْا۪يمَانَ لَقَدْ لَبِثْتُمْ ف۪ي كِتَابِ اللّٰهِ اِلٰى يَوْمِ الْبَعْثِۘ فَهٰذَا يَوْمُ الْبَعْثِ وَلٰكِنَّكُمْ كُنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ Kendilerine ilim ve iman verilmiş olanlar ise şöyle diyecekler “Siz dünyada ve kabirde Allah’ın kitabında belirlenen yeniden diriliş gününe kadar kaldınız. İşte bugün, size haber verilen o diriliş günüdür. Fakat siz bunu bir türlü anlamaya yanaşmıyordunuz.” Sebe' / 6. Ayet وَيَرَى الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْعِلْمَ الَّذ۪ٓي اُنْزِلَ اِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ هُوَ الْحَقَّۙ وَيَهْد۪ٓي اِلٰى صِرَاطِ الْعَز۪يزِ الْحَم۪يدِ Kendilerine ilim verilmiş olanlar, şunu açıkça görmektedirler ki, sana Rabbinden indirilmiş olan bu Kur’an gerçeğin tâ kendisidir ve insanları, karşı konulamaz kudret sahibi ve her türlü övgüye lâyık olan Allah’ın yoluna iletmektedir. Mü'min / 7. Ayet اَلَّذ۪ينَ يَحْمِلُونَ الْعَرْشَ وَمَنْ حَوْلَهُ يُسَبِّحُونَ بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَيُؤْمِنُونَ بِه۪ وَيَسْتَغْفِرُونَ لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُواۚ رَبَّنَا وَسِعْتَ كُلَّ شَيْءٍ رَحْمَةً وَعِلْمًا فَاغْفِرْ لِلَّذ۪ينَ تَابُوا وَاتَّبَعُوا سَب۪يلَكَ وَقِهِمْ عَذَابَ الْجَح۪يمِ Arşı taşıyan ve onun etrafında bulunan melekler, Rablerini överek tesbih eder, O’na inanır ve mü’minlerin bağışlanmaları için şöyle dua ederler “Rabbimiz! Senin ilmin ve rahmetin her şeyi kuşatmıştır. O halde tevbe edip sana yönelen ve senin yoluna uyanları bağışla ve onları kızgın alevli cehennem azabından koru!” Mü'min / 83. Ayet فَلَمَّا جَٓاءَتْهُمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَرِحُوا بِمَا عِنْدَهُمْ مِنَ الْعِلْمِ وَحَاقَ بِهِمْ مَا كَانُوا بِه۪ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ Çünkü peygamberleri kendilerine apaçık deliller getirdiği zaman, onlar sahip oldukları bilgi ile şımarıp, yapılan azap tehditlerini alaya aldılar. Ama alaya aldıkları o azap, sonunda onları çepeçevre kuşatıverdi. Şûrâ / 14. Ayet وَمَا تَفَرَّقُٓوا اِلَّا مِنْ بَعْدِ مَا جَٓاءَهُمُ الْعِلْمُ بَغْيًا بَيْنَهُمْۜ وَلَوْلَا كَلِمَةٌ سَبَقَتْ مِنْ رَبِّكَ اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّى لَقُضِيَ بَيْنَهُمْۜ وَاِنَّ الَّذ۪ينَ اُو۫رِثُوا الْكِتَابَ مِنْ بَعْدِهِمْ لَف۪ي شَكٍّ مِنْهُ مُر۪يبٍ Geçmiş ümmetler ancak kendilerine ilim geldikten sonra sırf aralarındaki kıskançlık ve ihtiras yüzünden ayrılığa düştüler. Eğer Rabbinden belirli bir vakte kadar azabın ertelenmesine dâir önceden verilmiş bir karar olmasaydı, mutlaka aralarında hüküm çoktan verilmiş ve işleri bitirilmiş olurdu. Onlardan sonra kitaba mirasçı olanlar ise hâlâ kitap hakkında derin bir şüphe içindedirler. Zuhruf / 61. Ayet وَاِنَّهُ لَعِلْمٌ لِلسَّاعَةِ فَلَا تَمْتَرُنَّ بِهَا وَاتَّبِعُونِۜ هٰذَا صِرَاطٌ مُسْتَق۪يمٌ İyi bilin ki Kur’an, kıyâmet hakkında kesin bilgiler veren bir kitap ve onun yakın olduğunu gösteren bir alâmettir. Öyleyse sakın kıyâmetin kopacağından şüphe etmeyin ve bana uyun. Dosdoğru yol işte budur. Duhân / 32. Ayet وَلَقَدِ اخْتَرْنَاهُمْ عَلٰى عِلْمٍ عَلَى الْعَالَم۪ينَۚ İsrâiloğulları’nı, bir ilme dayanarak çağdaşları olan toplumlara üstün kıldık. Câsiye / 17. Ayet وَاٰتَيْنَاهُمْ بَيِّنَاتٍ مِنَ الْاَمْرِۚ فَمَا اخْتَلَفُٓوا اِلَّا مِنْ بَعْدِ مَا جَٓاءَهُمُ الْعِلْمُۙ بَغْيًا بَيْنَهُمْۜ اِنَّ رَبَّكَ يَقْض۪ي بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ ف۪يمَا كَانُوا ف۪يهِ يَخْتَلِفُونَ Onlara ayrıca din konusunda apaçık deliller verdik. Ne var ki onlar, kendilerine ilim geldikten sonra, sırf aralarındaki kıskançlık ve ihtiras yüzünden ayrılığa düştüler. Şüphesiz Rabbin, ayrılığa düştükleri şeyler hakkında kıyâmet günü aralarında hüküm verecektir. Câsiye / 23. Ayet اَفَرَاَيْتَ مَنِ اتَّخَذَ اِلٰهَهُ هَوٰيهُ وَاَضَلَّهُ اللّٰهُ عَلٰى عِلْمٍ وَخَتَمَ عَلٰى سَمْعِه۪ وَقَلْبِه۪ وَجَعَلَ عَلٰى بَصَرِه۪ غِشَاوَةًۜ فَمَنْ يَهْد۪يهِ مِنْ بَعْدِ اللّٰهِۜ اَفَلَا تَذَكَّرُونَ Nefsinin kötü arzularını kendine ilâh edinen kimseyi gördün mü? Allah onu bir bilgiye göre saptırmış, kulağını ve kalbini mühürlemiş, gözlerine de perde çekmiştir. Allah’tan sonra artık onu kim doğru yola getirebilir? Hiç düşünüp ibret almaz mısınız? Ahkaf / 4. Ayet قُلْ اَرَاَيْتُمْ مَا تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ اَرُون۪ي مَاذَا خَلَقُوا مِنَ الْاَرْضِ اَمْ لَهُمْ شِرْكٌ فِي السَّمٰوَاتِۜ ا۪يتُون۪ي بِكِتَابٍ مِنْ قَبْلِ هٰذَٓا اَوْ اَثَارَةٍ مِنْ عِلْمٍ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ Rasûlüm! De ki “Allah’ı bırakıp da yalvardığınız putlarınıza bir baksanıza! Bana gösterin bakalım, onlar yerde hangi şeyi yaratmışlar? Yoksa onların göklerde Allah ile bir ortaklığı mı var? Eğer doğru söylüyorsanız, bana Kur’an’dan önce indirilmiş bir kitap, yahut hiç değilse bir bilgi kalıntısı varsa getirin de görelim!” Ahkaf / 23. Ayet قَالَ اِنَّمَا الْعِلْمُ عِنْدَ اللّٰهِۘ وَاُبَلِّغُكُمْ مَٓا اُرْسِلْتُ بِه۪ وَلٰكِنّ۪ٓي اَرٰيكُمْ قَوْمًا تَجْهَلُونَ Hûd şöyle cevap verdi “Azabın ne zaman geleceğine dâir kesin bilgi sadece Allah katındadır. Ben size, bana gönderilen mesajı duyuruyorum. Fakat görüyorum ki siz, laf anlamayan câhil bir topluluksunuz.” Muhammed / 16. Ayet وَمِنْهُمْ مَنْ يَسْتَمِعُ اِلَيْكَۚ حَتّٰٓى اِذَا خَرَجُوا مِنْ عِنْدِكَ قَالُوا لِلَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْعِلْمَ مَاذَا قَالَ اٰنِفًا۠ اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ طَبَعَ اللّٰهُ عَلٰى قُلُوبِهِمْ وَاتَّبَعُٓوا اَهْوَٓاءَهُمْ Onlardan seni dinler gibi görünenler vardır. Fakat senin hu­zurundan ayrıldıkları zaman, gerçekten seni dinleyip bilgi sahibi olanlara alaycı bir tavırla “Demin o ne söylemişti bakalım?” derler. Onlar, kalplerini Allah’ın mühürlediği ve nefsânî arzularının peşine düşmüş kimselerdir. Necm / 30. Ayet ذٰلِكَ مَبْلَغُهُمْ مِنَ الْعِلْمِۜ اِنَّ رَبَّكَ هُوَ اَعْلَمُ بِمَنْ ضَلَّ عَنْ سَب۪يلِه۪ وَهُوَ اَعْلَمُ بِمَنِ اهْتَدٰى Onların ulaşabildikleri bilgi seviyesi ancak bu kadardır. Bu yüzden yaptıklarına aldırış etme! Şüphesiz Rabbin, kimin doğru yoldan saptığını ve kimin doğru yol üzere yürüdüğünü çok iyi bilir. Mücâdele / 11. Ayet يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِذَا ق۪يلَ لَكُمْ تَفَسَّحُوا فِي الْمَجَالِسِ فَافْسَحُوا يَفْسَحِ اللّٰهُ لَكُمْۚ وَاِذَا ق۪يلَ انْشُزُوا فَانْشُزُوا يَرْفَعِ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مِنْكُمْۙ وَالَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْعِلْمَ دَرَجَاتٍۜ وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَب۪يرٌ Ey iman edenler! Topluca oturduğunuz yerlerde size “Gelen­lere yer açın!” dendiği zaman hemen toparlanıp yer açın ki Allah da size dünyada gönül ve rızık genişliği, cennette de mekan ve nimet genişliği versin. Size “Artık kalkın, dağılın!” dendiği zaman da kalkıp dağılıverin ki, Allah, içinizden gerçekten iman etmiş olanların maka­mını bir derece ve imanla birlikte kendilerine ilim de verilmiş olanların makamlarını ise derecelerle yükseltsin. Allah, yaptığınız her şeyden hakkiyle haberdardır. ÂMENTÜ İman ettim anlamında, iman esaslarıhakkında kullanılan tabir. Âmentü kelimesi Arapça olup 'âmene" fiilininnefs-i mütekellim vahdesi di'li geçmiş zamanın 1. tekilşahsıdır. Türkçe'de "inandım" olarak ise, iman esaslarını ifade için Arapça'da inanç esaslarını topluca bildiren cümleler"âmentü" kelimesiyle başlamaktadır ki şu cümlelerdir"Âmentü billâhi ve melâiketihi ve kütübihî ve rusulihîve'l-yevmi'l-âhiri ve bi'lkaderi hayrihî ve şerrihî mine'llâhiteâlâ". Bu cümlelerin Türkçe karşılığışöyledir "Ben, Allah'a, meleklerine, kitaplarına,peygamberlerine, ahiret gününe ve kadere, hayır ve şer herşeyin Allah'ın yaratmasıyla olduğuna inandım."İşte müslümanın âmentüsü yani inanç esasları bucümlelerde formüle edilmiştir. Bu formül elbette ayet ve hadisleredayanmaktadır. Nitekim Cenâb-ı Allah şöyle buyurur"...Fakat birr kişiyi Allah'a yaklaştıran her iyişey, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, Kitab'a ve peygamberlereiman eden in bu imanıdır..." el-Bakara, 2/177. Buayette ve Nisâ suresinin şu ayetinde Cenâb-ı Allah imanesaslarından beşini bir arada zikretmektedir. "Ey imanedenler! Allah'a, O'nun peygamberine, peygamberine indirdiği Kitab'ave daha önce indirdiği Kitab'a iman da sebât edin. Kim Allah'ı,meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini, ahiret gününüinkâr ederek kâfir olursa, şüphesiz derin bir sapıklığasapmıştır. " en-Nisâ, 4/136 Cenâb-ı Allah buayette müminlere, Allah'a, O'nun peygamberi Hz. Muhammed'e, peygamberineindirdiği Kitab Kur'an'a, daha önceki peygamberlere indirdiğimukaddes kitaplara inanmalarını emretmekte ve Allah'ı,meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününüinkâr edenlerin doğru yoldan tam olarak sapıp kâfir olduklarınıbildirmektedir. Ömer sahih senetle rivayet edilen birhadiste Hz. Peygamber iman esaslarını altı maddehâlinde bildirmiştir. Cibrîl hadîsi* diye meşhur olan buhadise göre Cebrâîl Hz. Peygamber'in yanında ashabdan birkısmının bulunduğu bir zamanda insankılığında gelmiş ve Hz. Peygamber'in dizinindibine oturarak İslâm, iman, ihsan ve kıyamet hakkındabilgi edinmek ve bunları ashaba öğretmek ilgili soruya Hz. Peygamber şöyle cevap vermiştir"İman, Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine,ahiret gününe, bir de hayrı ve şerri ile kadereinanmandır." Cebrâîl de "doğru söyledin" diyetasdik etmiştir. Buhârî, İmân, 37; Müslim, İmân, 1;Ebû Dâvûd, Sünnet, 15; Tirmizî, İmân, 4; İbn Mâce,Mukaddime, 9; Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 51... Hz. Peygamberin bu vebenzeri hadislerinde, iman esaslarını altı madde halindebildirmesiyle, iman esasları Âmentü dediğimiz cümlelerde altımadde halinde ifade edilmiştir. Ehl-i Sünnet mensuplarınca ondörtasırdır bu maddeler iman esasları olarak kabul edilmişve bu hususta icmâ-ı ümmet* tahakkuk etmiştir. Her ne kadar iman esaslarını bildirenayetlerde el-Bakara, 2/177; 285; en-Nisâ, 4/136.. kadere imânzikredilmemişse de kadere ve kazaya imân, Allah Teâlâ'nınilim, irâde, kudret ve tekvin sıfatlarına inanmanıngereğidir. Bu sıfatlara inanma zarureti olduğu gibi busıfatlara iman da kaza ve kadere inanmayı gerekli ve kadere inanmak demek, iyi kötü, hayır fer, acı tatilher şeyin Allah'ın bilmesi, dilemesi, takdiri veyaratmasıyla olduğuna inanmaktır. Ayrıca,Kur'an-ı Kerim'de mevcut bir takım ayetler kadereinanmamızı istemektedir. Meselâ "Şüphesiz biz, herşeyi bir takdir ile kaderle, bir ölçüye göre yarattık"el-Kamer, 54/49, "O Allah, her şeyi yaratıp ona birnizam vermiş "mahlûkâtın mukadderatını tayinetmiştir." el-Furkan, 25/2. gibi ayetler ve kadere imanla ilgili ayet ve hadisler birbirini teyid ederekkesinlik ifade eder. Bir insanın mümin sayılabilmesi, önceAllah'ın varlığına ve birliğine inanmasıylagerçekleşir. Kısaca "La ilâhe illallah * MuhammedünResulullah" kelime-i tevhid*ini birleme cümlesini diliylesöyleyip kalbiyle buna inanan İslâm'a ilk adımınıatmış olur. Ancak hemen belirtelim ki bu cümle ile bütün imanesasları özlü ve toplu bir şekilde ifade edilmiş yegane ilâh tanıyan ve Hz. Muhammed'i O'nun elçisi peygamberikabul eden kişi, Hz. Muhammed'in Allah tarafından getirdiğihükümlerin ve esasların tamamını toptan kabullenmişve benimsemiş demektir. Zaten İslâmî bir terim olarak imanşöyle târif edilmektedir "Hz. Muhammed Allahtarafından getirdiği kesin olarak bilinen İslâmî esasların,hükümlerin ve haberlerin doğru ve gerçek olduğuna gönülden,tereddütsüz inanmak ve bunların yeryüzünde uygulanmasındanyana olmaktır." Bu inanca sahip kişiye de mümin bunlara iman edip uygulanmasını istemeyenlerinimanı yok hükmündedir. Demek ki mümin sayılabilmek için sadece Allah'ainanmak yetmiyor. Allah'a inanmakla beraber Hz. Muhammed'in O'nunpeygamberi olduğuna ilâhi emir ve yasakların insanlararasında uygulanmasının lüzumuna inanmak gerekiyor. Yine,âmentü esasları dediğimiz imanın şartlarınayani Allah'ın meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiretgününe, öldükten sonra dirilmeye, kadere, hayır ve şer herşeyin Allah'ın dilemesi ve yaratmasıyla olduğunainanmak icab ediyor. Hatta bunlar da yeterli olmayıp; bunlarlaberaber Kur'an ve mütevâtir hadislerle bildirilen ve halkın, derinbir tefekkür ve muhâkemeye ihtiyaç duymadan bilebileceği dînîhükümlere de inanmak ve uygulanmasını istemek zarûreti beş vakit namazın farz olduğuna,rekatlarının belli sayıda olduğuna, Ramazan orucunun,zekâtın, gücü yetene hac etmenin farz olduğuna; haksızyere insan öldürmenin, şarap içmenin, ana-babaya asî olmanın,hırsızlık ve zina etmenin faiz ve yetim malı yemenin,vb. haram olduğuna inanmak şarttır... İman bir bütün olup bölünme kabul etmediğinden,mümin sayılabilmek için bütün bu saydıklarımızatopluca ve herbirine ayrı ayrı inanma ve yeryüzünde buhükümlerle hükmetmenin gereğini kabul etme mecburiyeti inanılması zarûrî hususlardan birinin inkârı,tamamını inkâr sayılmaktadır ve kâfir olmayasebeptir. Hiç kimseye, imân konuları arasındabazılarına inanmak ve bazılarını reddetmekhakkı tanınmamıştır. 'Biz bazılarınainanırız, bazılarına inanmayız' demek küfürdür.el-Bakara, 2/85; en-Nisâ, 4/150-151. Âmentü esaslarının mana ve mahiyetihakkında özetle şunları söylememiz mümkündür 1Allah'a inanmanın manası şudur; Allah'ın varolduğuna; birliğine, eşi, dengi, benzeriolmadığına; yegane yaratıcı olduğuna; O'ndanbaşka bir ilâh bulunmadığına; Allah'ın Kur'ân'dabildirilen yüce sıfatlarına, her türlü kemâl sıfatlarlamuttasıf her türlü eksikliklerden uzak olduğuna; oğlu,kızı bulunmadığına; hiçbir şeye muhtaçolmadığına... vb. inanmak, 2 Allah'ın gözlegörülmeyen nurânî ve ruhânî yaratıkları olan meleklerinvarlığına inanmak, 3 Allah'ın, insanlararasından, kendisiyle kulları arasında elçilik yapanpeygamberler seçtiğine ve bunlardan ismi Kur'an'da bildirilenlerintek tek peygamberliğine inanmak, 4 Allah'ın, peygamberlerdenbazılarına kitaplar indirdiğine, bunlardan özellikle indirilen Kur'an'a ve Kur'an'da zikredildiğiüzere Hz. Musâ'ya indirilen Tevrat'a, Hz. Dâvûd'a indirilen Zebur'a,Hz. İsâ'ya indirilen İncil'e inanmak, 5 Ahiret gününe, kıyametinkopacağına, dünya hayatının son bulacağına,herkesin öleceğine ve tekrar diriltileceğine; hesaba,Sırata, Mizâna, Cennet'e, Cehennem'e... vb. inanmak, 6 Kadere, hayırve şer her şeyin Allah'ın dilemesi ve yaratmasıylaolduğuna inanmak gerekmektedir. Mümin sayılabilmek için bunlara toptan inanmagereği olduğu gibi, her birine ayrı ayrı inanmak dazarurîdir. Bunlardan ve zarurât-ı dîniyye kesin dini emir veyasaklardan herbirine inanmak gerekir. Bunlardan birini inkâr, tamamınıinkâr sayıldığından, küfürdür. Zira imandabölünme olmaz. "Kalbinde arpa zerre ağırlığıncaiman olduğu hâlde "Lâ ilâhe illallah" diyen Cehennem ateşindençıkar Cennet'e girer" Buhârî, Tevhîd, 19; Müslim,İmân, 316, 325, 326; Nesâî, İmân, 18; Tirmizî, Birr, 61hadisinin anlamı şudur Cidden az bir imana sahip kimseCehennem'de ebedî kalmaz. Cezasını çektikten sonraCehennem'den çıkarılır, Cennet'e sokulur. Burada "azbir imanı olan" demek, "inanılması gerekenlerdenbazılarına inanan, bazılarına inanmayan" demekdeğildir. İman bir bütün olduğundan, bu iman esaslarına inanma açısındaneşittirler. Ancak, imanlarının kuvvetli ve zayıfoluşları açısından farklıdırlar. Bir deİslâm'ın emirlerinin yerine getirilmesi açısındanfarklıdırlar. "Kalbinde en küçük iman bulunan"danmaksat, zayıf bir imana sahip olup amellerde kusur eden demektir. Helâlsaymaksızın bazı haramları işleyen, farzlarıterk edenler cezalarını çektikten sonra Cennet'e gireceklerdir.el-Aynî, Umdetu'l-Kârî, Beyrut, I, 168, 172, 173. Şunu da belirtmek gerekir ki; bu ve benzerihadislere bakıp da gayr-i müslimlerin Ehl-i Kitâb'ınCennet'e gireceğini sanmak imkânsızdır. Çünkü -AllahKur'an-ı Kerîm'de onların kâfir olduğunu açıkçabildirmiştir. el-Mâide, 5/17, 72-73; Nisâ, 4/151-152. Cennet'ihak etmenin ilk şartı imandır. İman da, önce Allah'aHz. Muhammed'in peygamberliğine inanmak ve bütün Kur'anîhükümlerin hiçbirin ihmâl etmeden, eksiksiz olarak toplumda uygulanmasınıistemekle gerçekleşir. Mehmed BULUT

imanla ilgili ayetler arapça ve türkçe